3/3/2008 · Kategori: OYKU

Her zamanki gibi kış çok ağır geçti.Köylerin çoğunun yolları kapandı.
Karayolları mı var ki greyderi ola.Tek iz sabah evden evin damına çıkılan ayak izleri yada köye dağdan kurt inmişse köyün köpekleri ile boğuşmuşsa onların kavga izleri yada kümesleri patlatmaya sansar yada tilki inmişse onların tavukları sürüklerken ki kara resim gibi düşen kanat izleri .Korkulan olmuş ve onların tanımlamalarıyla kurt yani canavar köye inmişti ve koyunlara saldırmış ve çoğunu da boğarak telef etmişti.Köyün köpekleriyle epey boğuşma olmuş ve çoğu yaralı belli ki canavar sürü halinde inmiş köye ve köpeklerinde boynunda hıştları yani sivrilmiş uclarla işlenmiş köpeklerin boyun bağı yoktu ki köpeklerin hepsini güreş yapar gibi nakavt etmişler.. Köylü koyunların melemelerinden anlamıştı canavarı da köpeklerin boğamadığını sopalarla nasıl kovacaklardı. Daha hatıralarından silinmemişti tezkereyi alıp köye dönen köyün en yakışıklı delikanlısı köy yolunda hem de kışın değil baharın başında canavarlarca nasıl parçalandığını.Kimin haddine ki sopa ile canavarla kapışalar.
Desene köy odasına muhabbet için toplanan tüm köylünün ocak başında palamut odunlarını ve tezeği ocağa atıp ocağı harlandırdıkça yaptıkları tek sohbet konusu hep bu olacaktı. Radyo yok ki dinleyeler de ne var ne yok haberleri ola, yada daha köyden köye yollarda açılmadı ki . yakın köylerde ne olduğunu bileler.Kış bahara kadar.ya mahalli türküleri söylerler yada bizim olan gramofonu kura kura canını çıkarırdılar Zaten o yüzden Adoş halam ateş püskürüyordu onlara .Ama köyün hepsine kadın ve erkek fark etmez hükmetmeyi sevdiği için göz yumardı da annemin canına okurdu Ne hikmetse annem gelin olduğu için olsa gerek hıncını ondan çıkarırırdı..Çünkü havalı halam, babamın sürü beslemesi yüzünden eve barka sahip olmak için onlarla köyde kaldığı için annemi suçlardı evine çocuğuna sahip olsan da bende senin yüzünden buralarda sürünmesem kavgası oydu.İş falan yaptığından değil.Süslenir püslenir bol bol sesi çıkmayan nazen de kibar .güzel anneme emir verirdi. Ve sadece gramofon çalar, köyün sert kışında tek eğlencelerini o yapardı Köylüye bayram gibi olurdu onun bulunduğu meclisler.Kasabada da aranan insandı. Tam bir tiyatrocuydu.Kadın erkek çocuk onlara bir sürü rol verdirir sonrada oynatırdı..Uzun kış gecelerinde halamın yokluğu anlaşılırdı.O yüzden çok öfkeliydi bir an önce bu köy hayatından kurtulması lazımdı..Bitli köylülerle uğraşacağına kasabanın prensesi olmak daha yeğdi. Hem havalı hem titiz hem de şehir kızı halamın köylülerle ne işi olurdu ki.. Bu kadar havalı halam ne yaptı dersiniz acaba.?. Bir başka köyde karısı ölmüş 6 çocuklu köy muhtarına aşık oldu..Onca isteyenlere rağmen burnunun büyüklüğü yüzünden kimselerle evlenmemişti .Babamın onca baskısın rağmen ayağını diretti evleneceğim diye. Bu köylüden nefret eden halamın yaşı 25 olmuştu iyice evde kalmıştı.. kız kurusu mu ne acaba bilemem yoksa aşk mıydı onu halden hale düşüren Bütün ısrarlara rağmen evlendi Çünkü onun yaşıtlarının 5.cı yada 6 ci çocukları yoldaydı..Nasılda inadına yanından geçerken şişmiş gebe karınlarını sıvazlayarak geçerlerdi ki onun evde kaldığını hatırlatmak için. Köyde Anadolu’da zavallı kadınlar nasıl kocalarının gözüne gireceklerdi ki işte tavşan gibi habire her yıl çocuk doğurarak. Ne yazık ki bu havalı Adoş hiç karnını sıvazlayıp ta gezemedi. Hiç çocuğu olmadı .O zaman 6 çocuğu olan adamda suç değildi demek ki.Doktor ne arar ki baktıralar. Bir tane kasabada var , ama onunda çocuğu yok ki.Kendi başını bağladı da hastaların ki mi kaldı misali Bu adamı ne çok sevdiyse bağrına taş bastı ve onun çocukları hep okutup sosyal yaşamda en güzel makamlara oturttu Bu koca aşkı yüzünden öğle çok hizmet etti ki eşine, bir öğünde .6 adet kaz yumurtasını tereyağına kırar, üstü nede bal döker adamı beslerdi.Acaba bilinç altı yenilgiyi kabul etmediği için midir, nedir adamı beslersem kuvveti yerine gelirde çocuğum olur diye mi düşündü ne .Şimdi ancak daha iyi anlıyorum ki kolesterol yüzünden halamın tosun toramana çevirdiği sevgili kocası kalp krizinden öldü. Oysa köyden nefret eden halam tüm ömrünü köyde geçirmişti ve artık eşi ile kasabada eskiden olan canlı olan renkli yaşamına dönmek istemişti .Ne yazık ki felek bu sefer tam vurmuştu..Hem kendisi yaşlanmıştı hem yaşam heyecanı kalmamıştı ve üstüne üstlük ,anne ve babayı kaybetmiş,devresinden herkesin okuyan çocuklarının yanına gitmiş olduğu bir ortama gelmişti.Üstelik kimseye hükmedeceği de kalmamıştı..Çoluk çocuk büyümüş dağılmış bir çevirmeye geri gelmişti :Çok da pişman oldu geldiğine de.Belki de evlenmesinde ki en büyük etkende sevginin yanı sıra .amcamın orman koruma memuru olara görev yaptığı Kürt köyünde ,dışarıdan gelenlere diğer köylerde de olduğu gibi çok önem veriliyor olması .,yada onu yere göğe sığdırmamaları da etken olabilirdi.Çünkü köylerde halen daha dışarıdan gelen farklı insanlara özlem duyarlar .Halam bu devirde yaşasaydı samimi ve dürüst bir politikacı olurdu ve adına baş koyduğu adamalarını da, davasının da ölümüne de olsa uğrunda savaşırdı.Bence o gün aydınlıkta 2.ci güneş olacağına karanlıkta en parlak yıldız ol daha iyidir, diye düşünerek onlara Çoban yıldızı gibi yön oldu,yol ve ışık oldu.Bütün köylüyü tüm akrabalarla kaynaştırdı.Öğle oldu ki kimi görse zorla okula gönderdi ve tanıdık tanımadık herkesi ekmek sahibi yaptı.Onlarda Adoş (Adalet) hanım diye taptılar.Üstüne üstlük ne kadar güzel Kürt kızı varsa yeğenlerine aldı evlendirdi onları Ailemiz hep dost o köy ya da diğer köylerle. En çok endişelendiğim noktada şu; bir etnik çatışma yaratıldı ya hangimiz hangi güzel dünyalara bedel yeğenimiz nasıl paylaşacağız yarısı senin ,yarsı benim mi diyeceğiz. Aman Allahım n e korkunç oyunlar oynanıyor böyle..Aklımızı başımıza toplamamız lazım bence.Mübarek sanırsın barış elçisi yada misyoner. İşte o bu en parlak yıldız olmayı becerdi....Hani bir söz vardır Anadolu’da
Tamah ettiler mala,
Mal gitti melal gitti.
LAL kaldı başa bela.
Misali .Halam mala mülke değil de aşkının kurbanı oldu ,adamı çok sevdi. Belki aşka kurban olmak diye tanımlamak bu devirde hükmü geçmeyen bir deyim olabilir.,.Aşk için kurban olmak nerede kaldı ,aşk mı var bu devirde de anlasınlar okuyanlar.Sevmenin gönüllü bedelini ödemek, sadakat çok kutsal kelimeler bunlar nostaljik galiba.. Ne biçim aşk ise ölmeden vasiyet etti beni eşimin ailesinin olduğu yere gömün ve soyadımın yanında onunda adı olsun kızlık soyadımı istemiyorum yazmayın.Ve biz onun vasiyetini yerine getirdik yan yana yatıyorlar. Bir mezar taşına kocasının kendinin ve onurla taşıdığı soyadı yazılı.
Gene Anadolu’da bir atasözü vardır.Anasının bahtı kızının tahtı misali.Benim kaderimde anne değil de halama benzedi.Onu çok eleştirirdim onun yaşlanmış benim genç kızlık dönemimde.Yoksa haddine mi düşmüş laf edesin epey havası sönmüştü.Köyde 6 çocuğa hizmetkar oldun üstelik kocanda öldü diye (Bu bir ömrünü adadığı ve adam ettiği üvey çocukları da halam ölünce gece geldiler , ertesi gün definden sonra bir gün bile kalmadılar.Zaten geceden hesaplarını yaptılar.Evdeki eşyaları ,kimin eli ekmeğe yetmişse teşekkür için almışlar ya tüm hediyeleri paylaştılar, eski olanları bıraktılar.sandığı da boşaltıp bir günün içinde çekip gittiler Evin anahtarı üstünde kaldı .Kim girer , yada kim girmez bile demediler.Bari bir sürü fakir vardı izin verselerdi de onlara verseydik.Bizlerde onurlu insanlarız Kapı açık kaldı bizde baktık.Bir zamanlar ipek örtülerle süslediği ve hep ışıl ışıl parlattığı pirinç karyolasını ve yatağını kocası yok diye yatmayan ve süslü hali ile uzaktan seyreden ama her günde havalandıran halam sedirin bir köşesinde kedi gibi kıvrılıp yatan halam ,bir görseydi ki üstünde ki antika denecek kadar değerli örtüleri alındıktan sonra boş yatakta kediler yatıyor şimdi.Uzun gecelerde 14 numara gaz lambasının ışığın da manilerle türkülerle mahallenin kızları ile işledikleri kanaviçe perdeleri.pencerede kaldı.Ayıp olur diye onları da sökmediler. Oysa o işlen geçlerin tek bir parçasını şimdi çerçeveletip pano diye duvarlara asıyorlar.Yavru uçmuş ıssız kalmış otağı misali..her şey boş işte.
Senede bir gün anneler gününde annemim ve onun mezarını ziyarete giderim o uzun bitmeyen yol heyecandan çabuk biter ve sarılırım o soğuk mezar taşlarına ağlarım ağlarım hem annemin hem Adoş’un.Mezarlıkta herkes erkenden gelip gittiği için ben ve küçük yeğenimle bütün gün orada günü akşam eder.hem bu çok küçüklere geçmişimizi anlatırım hem de madem ki inancımıza göre cumaları onarın izin günüymüş oradalar beraber gülüp beraber ağlayıp tekrar öbür seneye kadar vedalaşırım ve beni siz çok dileyin ki geleyim diye de sıkı sıkı tembih ederim .1o yıldır hep çağırırlar beni ,bende koşarak giderim işte sende bir gün sadece bir gün özlemlerin ,bin yıllık hasretlerin kavuşmasının heyecanını yaşarım .Bakalım sonsuz birliktelik içine kadar zaman kaldı.
Adoş’un evi zaten çevirmenin tam ortasındadır..Evine giderim ve artık kilide de gerek kalmamış kapılar geri dayalı Bende ‘HUUUUU ADOŞŞŞŞ nerdesin derim.Hala kapısının önündeki akasya ağacıda inadına açmaktadır ıhlamur ağacı gibi.Ihlamur ağacına çıkarım ve ağlarım için için Hala dallarına astığı çalılar durur ki beslediği güvercinler tünesinler diye.Onlar hiç terk etmemişler ne çalıyı nede yuvalarını .Kim bilir kaçıncı dölleridir onların.uçurttukları yavruları Akasya ağacında bir türkü tutturdum onun türküsü
Makaram sarı bağlar
Kız söyler gelin ağlar
Niye ben ölmüş müyüm
Asyam karalar bağlar .
diye.bunu çok sık söylerdi köyde daha çok varda bu kalmış çocuk aklımda işte. Şahit olsun güvercinler .ıhlamur ve akasya dalları burada da zamanında çok güzel hayat vardı diye. Şimdi yazarken de hıçkırarak ağladığım o güzel insanlara ve artık hiçbir maddi değerle satın alamayacağım günlere.Evet bizden büyük herkes öldü.İnsanın, paylaşımın ve sevginin olmadığı yerde hayat yoktur.Yaşam ölmüştür.Tek şahit akasya ve ıhlamur ağaçları ve hala inadına açan yediveren gülleri.Ben den başka deli kız ,deli dolu ,deli fişek ilkokul öğretmenimin ve babamın tanımladığı isim koyduğu yaşlı da olsa gene deli biri bulunmaz dallarla konuşan ,ben ailenin son örneği de gittikten sonra kimler ağlar yada hayat izlerini arar bilemem .Gurbet pişirdi içimiz bulgur aşı gibi ,kavurdu kızgın saçdaki çedene gibi ah gurbet(Benimde Salım Alınırsa Omuzlar Üstüne SONRAda bu dallarda deli dolu fişek teyzem yada halam oturudu 50 yaşında bile diyen olur mu?)
Şu yüce dağları duman kaplamış
Yinemi gurbette kara haber var
,Seher vakti bu yerde kimler ağlamış
Çimenler üstünde gözyaşları var.
Gönlümüz damlanır böyle günlerde
Önüme çektiler bir siyah perde,
Yar senin aşkınla tutuldum derde ,
Yinemi gurbette kara haber var.
Evde bel vermiş çökmek üzere çünkü 1965 de ölen dedemin malları daha bölünmediği için kimse de onarmıyor ki kim bilir kime yada 2.ci kuşak hangi toruna kalacak diye.Çünkü hala birlik ve beraberliği devam ettirmek istediği için malları da böldürmedi ve tüm 5 kardeşlerde öldüler üstelik bizi bir yana bırakın bizden daha büyük olanlardan da ölenler oldu Tüm miras ortada kimsede anlaşmıyor ve deste deste de gül destelenen , ıhlamur ve akasya ağaçlarının süslediği çevirmede evler yıkık göçük bahçeye de otlasın diye kasabalı hayvanlarını emniyetli yer diye bırakıyor..Hatta halam hastaydı Ankara’ya getirdik ertesi sabah öldü aynı günde cenazeyi taaa nerelere kar kış demeden götürdük yoldaki atlattığımız kazada cabası üstelik. Gelirken takıları da yanındaydı hepsini teker tekerde teslim ettik de dürüst olarak ama onlar hatıra olsun diye tek bir yüzüğünü dahi vermediler. Daha sonrada gayri menkulleri böldüler ,mezarını yapmakta bize düştü.)Halama sitem ettiğimde .Derdi ki eşekten düşmeyen düşenin halini anlamaz.,vardan yoğa düşmeyen de yoksulun halini bilmez ölümü tatmayan acıyı bilmez misali. Sevdayı bilmeyen aşığın derdini anlamaz. Başınıza gelirse anlarsınız gibi felsefi konuştu..Saf saf bu gene ne diyor diye için için gülerken. ne varsa hepsi başıma geldi Kaderlerimiz çakıştı .Yaşanmış olan zorlu evlilikleri görünce kaderimi değiştirmek için çok mücadele ettim üniversiteyi bitirmek yetmedi 2 ayrı kariyer yaptım ve 37 yaşına kadar evlenmedim Yaşıtlarımın torunları olmuştu.Ben kendimi evde kalmış diye düşünmek şöyle dursun evlenmeyi hiç düşünmedim .Derken.yılllar sonra bir gün bir gece genel bir toplantıda toplu masa başı sohbetinde o güne kadar hiç mi hiç birbirimizi sevmediğimizi bildiğimiz ve hep terslediğimiz gerek sosyal gerekse siyasi olarak aramızda uçurumlar bulunan ve hiçbir ortak konumuz dahi olmayan bir arkadaşım bile demeyeceğim biri ile karşı karşıya oturmak kısmet oldu.O günlerde çok farklı sıkıntılar yaşıyordum..O sohbet öğle koyulaştı ki o söyledi ben dinledim ama benim ona anlatacak hiçbir şeyimde yoktu Aslında vardı ama ona ne anlatabilirdim ki..Fakat öğle b ir an oldu ki en az 200 kişinin olduğu ortamda sanki bir o birde ben vardık.Hiç konuşmayan sohbeti sevmeyen o adam ne çok konuştu O yaşına kadar sanki ağzı mühürlüymüş de tekrar kapatacaklarmış ta her şeyi anlatması gerekiyormuş gibi vır vır aman ne çok konuştu.. O gece bana eşlik eden iki çok güvendiğim ve sevdiğim arkadaşım alkolün dozunu kaçırdıkları için doğrusu onlara güvenmedim ve mümkün olduğunca onlardan uzaklaştım.Artık ayrılma saati gelince de onun beni eve bırakmasını ben rica ettim.Biz insanlar hep ön yargılıyız.tanımadan peşin hüküm veriyoruz.Oysa hep kinlendiğim o insan ne çok mükemmelmiş de haberim yokmuş.Hep derlerdi ama, bir insana bir ad ve grup adı verdik mi o etiketi bir daha kaldırmayız.Tanımadan düşman oluruz Öğle olmasaydı kamplara bölünür müydük.Birbirimiz kırar mıydık düşman olur muyduk. İşte ne olduysa ondan sonra oldu ve . 2 çocuklu dul bir biri ile gönüllerimiz kaydı. Nişan atmışları beğenmezken nereden nereye... Onun sıkıntılı hayatını dinlerken üzüntülerini paylaşırken…derdinin dinleyerek dermanı olurken…Bana aşık oldu . Ve ben daha evlenme teklifini bile almadan, evet yada hayır deme fırsatım olmadan,kendimi evlenmiş olarak buldum Sevdim mi yoksa acılarımı beni duygusal olduğum için etkiledi anlayamadım.Sevmek ekmeği tuza batırıp ta yemek dibi lezzetli ve hem ekmek bizde çok kutsaldır.Ermenilerle bir arada yaşamak zorunda olduğumuzda o bizi daha fırınlarda yakmadıklarından önce ekmeğin üzerine tuz döküp karşılıklı olarak verirlermiş. Dostluk adına hem kabul ettiler hem de 7 yiğidi de hasırların arasında bulup bıyıkları bile terlememiş yavruları kılıçtan geçirdiler. Neyiyse bunu geçelim de nereye dokunsam kan fışkırıyor kan . Evet bende evlendim kutsal , onun yaralarını sarmak için.yalnızlığını paylaşmak için .Çocukları çok çok seven ben adlarını bile koymuştum Sitare dağının ilk doğan güneşi yüzüme vururken.UFUK,TAN ,DOĞAN, GÜNEŞ ile SİTARE. Adlarını daha okula yeni başlamıştım duvarlara yazardım Eski hamamın bir bölümünde ekmek pişirmek için tandır damı yapmışlardı Sürekli ateş yandığı için duvarları hep is olmuştu ve okul öncesi tüm mahallenin çocukları o isli duvarlarda okumayı sökerdik Sadece okuma yazma mı… hemşire okulunda okuyanlar dikenlerle iğne yapmanın provasını yaparlardı kollarımızda da gıkımız çıkmazdı..Bende işte bu isli duvarlara yazardım..Yağmur yüklü bulut gibi dolup da bir gün bereket yağmurları gibi yağacağımın hayallerini kurduğum yuvamda neler neler yapacaktım nelerde neler. Onların hayali ile yaşadım ,hayatta her şeyi tam yerine oturtayım ki köşe taşları gibi onlar benim gibi sıkıntı çekmesinler diye. Ne yazık kı eşimin 2 çocuğu olduğu için benim ona olan tutkumu kullanarak onun geçmişindeki acılarına ortak olup sanki onun aynısını yaşıyormuş duygusuna kapılmamın bedeli ağır oldu.Çocuk yapmamı istemedi.Hep ona kul köle olmamı hissettirdi ,sevgimi başka bir şeyle paylaşmak istemediğini söyledi durdu ve de ben çocuk yapmaktan vazgeçip .ömrümü ona adadım .İşte.50 yıl önce doktor yoktu suçlu kadın olurdu ,adam 3 kez evlenir gene çocuk olmazdı da zaten yaşları geçtiği için o 3 kuma ile yaşamaya da alıştıkları için kimsenin sesi çıkmazdı .Çıksa da ona kucak açan birimi vardı ki geri döne .Gül yüzlü babadan, maymun suratlı koca daha iyidir diye büyütüldüğünden 3 kadın bir erkek mutlu yaşarlardı. Ama işin cilvesi çocuğu olmayanlara ben derman olurken, ben bana ilaç olamadım. Her ne kadar benim yanından geçerken gebe şişirilmiş karınlarını ovarak geçenler olmasa da bazen birinin çocuğunu, eli bir yana bırakın ,yakın akrabamda oldu bu ,alıp ta kucağım da sevsem hemen elimden aldıkları bile olurdu Kısır dölsüz kadın nazar verecek çocuğumuza diye .İşte ben o zaman ölüyorum yaşarken ölmek.bu olsa gerek. Hala toplumumuz cahil.Çoğu şeyleri aşamamışlar çocuk sahibi olmak var olmak demek.Desene ben çoktan yoktum ve de var olmak benim hakkım değil demek ki.İşin ilginç yanı bedenim yetmiyor gibi beynime de hükmetmeye beni yok etmeye çalışan beni çok sevdiğini söyleyen ,ömür boyu mutlaka beraber olmak zorunda olduğum eşim.Bizde gelinlikle girdiğin evden ancak kefenle çıkarsın kuralı vardır.Bir kadın bir evliliği sonuna kadar yürütemezse çok ayıptır ve ben annem ve halam gibi tamamlamak zorundayım. Ötesi yok çünkü ben kuvvetliyim.Becermeyeceğim şey yoktur.Halamın üveylerinin ölünce yaptıklarını maalesef ben daha yaşarken yaşıyorum Benim tarafım kızınca da beni aptallıkla suçlarlarken hemen halamın sözleri aklıma geliyor. Başınıza geçmesini istemem ama.hele siz bir eşekten düşmeyi,,aşık olmayı öğrenin, gelin beni daha iyi anlarsınız diye.Biz tekrar köy odasına ve köy maceralarına dönelim tekrar.
Evet bir vurduk bin ah işittik misali nerde kalmıştık dostlar İşte köy odasında köyün halkı kadın erkek bir arada oturup sohbetin alasını yaparlardı.Geri kalmış dediğimiz o zamanda belki böyle bolluk bereket yoktu,cicili bicili şeyler yoktu ama şimdiki gibi haremlik ve selamlık olmadan herkes eşinin yanındaydı..O zaman namus namus değil miydi .???:Herkes aile yapısına çok önem verirdi Saklamakla kimse kimseye hükmedemez..Evet Burhan Hafız Sayılmaz ve onun gibi sanatçıların eski taş plaklarını dinler hele de halay havaları olunca bir oynarlardı ki sormayın.İstersen dünyanın yokluğunu çeksinler gönülleri şendir.İşte o gün bugündür. İş yaparken işi oyun gibi algıladığım için hiç yorulma ben.İş yapsam da daha da dinlenirim.
İşte 1 gün evvel köye hem sansar ,tilki hem de canavar inmişti ve epey de telef vardı.Köylüde büyük pişmanlık vardı sorma gitsin.Vah vah vah keşkem tavukları biz kesip yeseydik , tavuk etinin suyuna da kesme aşıda pek iyi olurdu,boşuna tahta kaşığı tatsız tasa daldırmamış olurduk. Yada şu nalet kurt koyunu parçalamış ama ölmeden bari tezden haberimiz olaydı da mırdar olmadan yaralı bıraksaydı da kesseydik çocuklara yedirseydik Bizim ufaklık pek çelimsiz. hem gelin gene gebe ve çok zayıf ayakta durmaya mecali yok onun için iyi olurdu . Heh heh diye de keyifli keyifli kahkaha savurdu , sigaradan sararmış bıyıklarını gururla bükerek Seyit dadaş.En uzun bıyığı olan en yiğit demekti.Oda köyün gözü kara yiğitlerindendi Beni çok severdi ve armut yemek istiyorum diye başımı kemirirdi.Benim de çok hoşuma giderdi. O ısırdıkça kafam tatlı tatlı kaşınırdı masaj gibi gelirdi başıma.Sevilmekte çok güzeldi.. Birde çoğu düşmüş ama geriye sağlam diye kalanların yarısı çürük ,yarısı da sapsarı ,tırmığın dökülmüş dişleri gibi görünen dişlek dişleri de olmasa.Karıncalar Seyit emi uykudayken düşmüş çenesi ile açık kalan ağzını görseler yok mu bütün kış bahara kadar olan eksik yiyeceklerini toplarlardı dişlerindeki yemek artıklarından. .7.de yolda emisiiii bakalım hangi tosunu kucağıma alacağım diye.sevinirdi garibim.Sen kaçıncıda kaldın kucağına çocuk sidiği deymeyeli epey oldu demi.diye de yüzü çilli Hüseyin emiye laf atardı..Gelin kısırlaştı mı ne. Diye yakınırlardı. Hep kısırlık söz konusu olunca gelin suçlanır erkeklerin adı bile geçmezdi.Ez babam ez harmandaki arpa yulaf gibi hasat et .
Bu kış gününde yoların açılması için yani tüm köylünün toplu yürüyüşe geçmesi lazım ki yaşam izi ola.Zaten kaç kişi var ki toplu yaşasalar bile. Dağınık halde ya çok yüksekte yada dağın en çukurunda yerleşmişler. Yerleşim yerlerinin dağınık olmasının nedeni de sürülerinin otlak yerlerine yakın olması ve bu çıplak dağlarda nerede bir avuç yeşil görseler paylaşmak için. hayvanları otlatmak içindir tüm çabaları çünkü kendilerinin var olması için sarıkızın sarı öküzün, hattat karagözüm diye sevdiği koyunlarının olması gereklidir.Onu öğle keyfi kesip yitemezler ancak hastalanması yada bir kaza gelmesi lazım ki başına yiyeler. Ama abu sefer hastalanan ve sarı kız ne sarı inek yada koyun yada kuzu.değildi.Bu zalim kışta yolların kaplı olduğu herkesin mahzur kaldığı köyde Dilber hala köyün çocukken ,genç kızken yada gelin iken hala yaşlı nine olmasına rağmen akıllanmayan deli kızı Dilber hala hastalandı.ne deli kadındı ki öğle dur durak bilmez ,ölçü bilmez aklına geleni yapmazsa ölürdü. Çok mu hoşuma gitmişti ki ,zaman zaman onun bazı huylarını kişiliğimin bir parçası haline getirmişim.Zaten kişiliğimin şekillendiği 0-7 yaş arası hep köylerde geçtiği için ne varsa hepsi yaşadığım yerlerdeki kişilerden almışım.İyi ki oralarda büyümüşüm çünkü gerçek insan olmayı böylece öğrendim.
Yazın ki panayıra daha zaman var .Zaman gelse de hayırlıysa şu Dilber hala oğlu Hayretini evlendirse .Köyün ilk öğretmeni ilk okuyanı olmuştu Mutlaka panayırda diğer köylerden de kızlar gelir ve elbet beğeneceği birini buluruz hesapları yapılıyordu... Amam Dilber hala çok hasta.Renk beniz kalmamış sürekli kusuyor.. karnı şişti ve tuvalete gidemiyor bir türlü Evde onu ısıtacak bir şey de yok Bizim evden bir tuğla getirdik. Kasabada evimizin bitişiğinde çok eski hamam vardı.Annem onlardan çok sökmüştü.Sobanın üstünde ısıtırdı ve üşümeyelim diye yatağımıza koyardı. Bir tanede onlara götürdüm
. .Bizim orada bir dağ var o bölgenin en yüksek dağı ve üzerinde bir ziyaret diye adlandırdıkları bir mezar vardı..Onun kutsal bir kişi olduğuna inanırlardı. Her yıl temmuz ayında tüm kasaba ve ona bağlı ne kadar köy varsa bunu kendileri için kutsal bir görev bilirlerdi.İşini gücünü ayarlar ve mutlaka o zaman boş olmak üzere ayarlardı.Özel kıyafetler dikilirdi. Hepsi rengarenk ve güneşte ışıl ışıl olurdu ve
İşte muhtarlar köylere haber salarlar geliyoruz diye.Evlerde toprağa gömülü olan tüm tereyağı peynir ne varsa hep çıkarılır.Kadınları hem heyecan ,hem de yorgunluk öldürürdü.Ama bu yorgunluk mutluluk verirdi onlara. Bütün kadınlar saçlarının ve ellerinin kınalarını çoktan yakmışlar o eller ki sanki nakış nakış kanaviçe gibi işlenmiştir. .Yöresel yiyecek ne varsa hepsi hazırlanmıştır.Ketelerden resmen damla damla tereyağı damlar.En makbulü de bol yağlı olmasıydı.O keteleri yiyen olsa şimdi çoktan ölmüşlerdi bile yerler ama çok da çalışırlardı da.En güzel çarşaflarla yorganlar katlanır..Özellikle nalbant öküzlerin ve atların nallarını yenilerler. Çünkü o kadar yüksek ve taşlı dağa çıkmak kolay mı.sanıyorsunuz.Akşam öküz arabalarının üzerine yataklar serildi.Çocuklar uyumaları için yatırılırdılar .Çünkü dağa çıkana kadar sabah olacaktır. Köy abraları yola koyulunca en önde köyün en yaşlı ve deneyimli olanı ,onur yolcusu olarak en öne arabası konur.Atlara deh denir,öküz arabalarına da hooo hooo diye yola koyulurlar.Öğle ya tam zamanında dağın zirvesinde olmak gerekiyor. Gece yolculuğunda öğle lamba falan yok ,ay ışığının altında yavaş yavaş yol alınırdı.En öndeki yaşlı amcanın köyün en güzel sesli olanıdır.Bir asılır ki türkülere en değme sanatçı onunla yarışamaz. Yol uzar sanki zaman yüzyıl olur misali.türküler türküler ve belini kırarlardı. türkülerin. Öğle ya atlar öküzler yoruldu sürenlerde yoruldu Çocuklarda uykularını almışlardır şimdi GAVUR YAYLASI’ında mola vereceklerdi.Kır dağ’a çıkan herkesin mola verdikleri tek geniş düz yerdir..Oraya varmak için çok heyecanlanır sürücüler.Hangi köy erken gitmişse ortada çok büyük ateş yakarlar .her taraf ışıl ışıldır.Sonra ucun uncun tüm köyler konvoy halinde gelirler.Her köy kendi grubunu toplar öküzler sökülür otları konur doyurulmak için. ve çocuklar uyandırılırlar..Sonra bir velvele düşer millete.Hangi köyden kim geldi diye ,başlarlar akrabalarını arkadaşlarını aramaya .oooo davullar zurnalar çalınır gelenleri erken gelenler düğün alayı gibi karşılarlar. Yiyenler , içenler, oynayanlar, halay çekenler çılgınca eğelenirler ve kendi köylüsünü arayanlar yani başka köye gelin gidenler daha yeni göreceği için ailesini heyecandan kalbi durur sanki. ailesini. görünce. Yada geçen panayırda aşık olanlar varsa bir yıl sonra ancak görüşeceklerdir.Bu fasılda bittikten sonra tekrar öküz arabaları koşulur atlara deh .öküzlere de hooooo diye kamçılar vurulur ve yola koyulurlar.
Az gittik uz gittik derken gök ile yerin sanki birleştiği yer olan TEK ARMUDUN tepesine varılır.burada ay tam tepede güneşten bile aydınlık gibi koca bir baklava sini sanki i tependedir.Uzan ve yakala. Ömrüm geceleri dolunayı,yağmur sonrası da gökkuşağını yakalamak düşü ile geçti.Hala yakalayamadım ama onlar hep dünyamda benimle yaşamımı yönlendirmektedir.Evet tek armudun tepesinden sonra Kırdağ’a varmak için az yol kalmıştır ve şafakla birlikte işte tepedesin o bir türlü zamanı geçiripte varmak istediğin dağın tepesi.Kabe ye gitmek bile bu kadar heyecan vermezdi onlara.. .Vay be köy köy her gelen çadırlarını kurmuşlar yada öküz arabalarının ön kısmını kaldırıp örtü örtüp çadıra benzetmişler bile. Sonrada gelenleri davul zurna ile karşılarlar sanki koyun ile kuzular.tavuklarla civcivler yada bin yıllık hasretler kavuşuyor çığlık çığlıktır bu dağın başı., mahşere benzer.
Bir aksilik oldu bizim konvoyda.Öküz arabasını süren Ali Paşa dadaş 2 yıldır köylülerini görememişti Çünkü bizimle beraber başka köyde kalıyordu.Davul zurnada onun köylülerinindi. .Karısı Kıymet abla ile Ali Paşa dadaşı görünce öğle davulu ve zurnayı konuşturdular ki Ali dayı öküz arabasında olduğunu unuttu ve öküzleri başı boş bıraktı ve sanki çocuk annesine koşuyor, arabada olduğunu unuttu, kendini atıverdi arabadan.Şans buya hepimiz çoluk çocuk arabada yataklardayız .Çünkü sabahın soğuğu var daha .Öküzler davuldan ürktüler ve kocaman taşa tekerler denk geldi ve araba ters döndü.Allahtan yataklarla yerer düştük.Ve arabanın tekeri geçti üzerimizden ,ama kırılan bir yerimiz olmasa da kafalarımız yarıldı Kıymet ablanın ve.Ali paşa dadaşın kızları Maviş ablanın ile en küçüğü Fadime’sinin kafalarından daha çok kan akıyordu.Ey vah diyen koşturanlar sanırsın savaş alanı bağıran çağıran.öküzler bu seferde iyice ürktü ve arabayı sürükledi, durdurdular.Ortalık ana baba günü.Köylü belki uzun zamandır bu kadar heyecan yaşamamıştı.Hemen bir etekten
parça koparıp ateşte yaktılar ve külü ile siyah parçalarını kanayan yaralarımıza bastılar. İşin tuhafın Mavişin Kıymet ablanın büyük kızının alnındaki yaraya nasıl yapıştıysa o siyah parça bir ömür boyudur oradan çıkmadı ve özel yapılmış gibi hatıra olarak duruyor. Kıymet abla kendi köylerinin en akıllısı kadın ,Ali paşa dayı yı elinde oynatırdı.Ali dayının babası askerlik yaparken i Ali Paşa yı tanımış ve oğluna da bu ismi vermiş.İki zıt yapılı insan ,Kadın cin gibi adam saf mı saf. Kıymet abla arabayı devirdiği için beddua üstüne beddua ediyor kocasına.
Seni kuduz yılanlar soksun
Atlarının kuyruğunda parçalamasın.
Gergilerde kalasın,
Kamçı ile boyunu ölçüp mezar kazdırayım
diye en ağır lafları söyledi ve durdu. Aradan zaman geçti herkes havasını buldu.Bütün oğlan anaları köylerden gelen tüm kızları araştırdılar Bekarları işaret koyar gibi damgalayıp oğlanlara el atında gösterdiler.
Millet öğle kaynaştı ki birbirine sohbetin tadı geldi. Kesilen kuzular oynayan halay çekenler. Yani aklına gelecek ne varsa eğlence tarzında hepsi var.O ateşi hiç unutmayalım. Hıdrellez yada Nevruz ateşi gibi.Bütün gün sönmeden yakıldı.
Alış verişler yapıldı Çünkü köye belirli zamanda gelen çerçi inadına 2 aydır köylere uğramamış ki eksikler artsında malımın hepsini satayım diye.Ne varsa kapışıldı. Hele de en az iki ay bozulmadan çiğnen kök sakızını hiç unutmayalım.kavanos kavanos tükendi.Yakın Gürcü köylerinde at,eşek ,yada katır sırtında da gelen meyveler çoktan talan edildi. Vallahi o zaman kadar millet hiç meyve yemezdi ,yeşilliği bilmezdi Çünkü beslenme alışkanlıkları hayvansal ağırlıktaydı.Hamile kadınlara gün doğmuştu. Ekşi elma yada erik of canları ne çok çekerdi de bulamazlardı Artık tüm köylerde ne arasan var şimdi.
Şimdi dönerler , yemeler içmeler bitti Sıra eğlenmeye topluca halay çekmeye geldi.Bütün kızlar gelinler karışık olarak sıraya dizilirler. Bütün hepsinin bem beyaz örtülü yada cumpullu yaşmakları burunlarındadır. Karşıda da oğlanlar sıraya dizilmişler kızları kesmekteler. Davul vurdukça ritmik olarak o kadar çok zıplarlar ki kırk örük saçları, üç etek fistanları ve kırk düğme ile işlenmiş gömleklerin altındaki memeleri hop hop sankı hayava fırlayacaklar sanırsın.. Bunu gören tüm bekar erkekler önceden analarının beğendiği kimse bir işaretle onun yanına çaktırmadan halaya katılır .Bu sefer önce tüm hepsi halayı bitirdikten sonra gelinler ve kocaları sıradan çekilirler. Bu sefer buruna kadar çekili yaşmaklar sıra ile önce dudak üstüne ardından da çene altına indirilir oyun uzadıktan sonra yaşmaklar çözülür geri atılır tülbentlerin uçları, ak beyaz gerdanlar dökülür ortaya Gün yüzü görmemiş beyaz bedenler saçılır ortaya çünkü sıcaktan düğmelerde çözülmüştür..Önce halay çekilirken eller omuzlardır ,oyun uzadıkça bu sefer eller tutuşur. Sadece parmaklarla hani rutin oyun bildiğiniz.belli oynayanlar işte.Birbirlerini çok beğenmişler ki artık eller iyice yapışı birbirine .ardından ne mi olur;sık bar dediğimizleler bele sarılı olarak oynan Oytun oynanır.Oyna babam oyna.Daha hızlarını almadan gün nasıl akşam oldu farkına varmazlar.Artık bu bir günlük ama bir yılın sohbet konusu olacak olan toplantı bitmiştir Bir yıl beklemek çok zor olacak ama şimdiden söz verdiler seneye tekrar gelmek üzere.Noter senedi zannedersin.
Evet çadırlar sökülür.öküz arabaları koşulur.yataklar tekrar serilir. Çocuklar bindirilir.Sıra uğurlanma faslına gelinir. Köy köy vedalaşma olurda bir terslik vardır ortada son anda .Çoğu köyün kızları ve bekar erkekleri yoktur .kaybolan kızların ailelerine ve onların köylerine bir ateş düştü sanırsınız.Kızlar nerde diye. Sonra en yaşlı kişiye görev düşer ki aramayın onarlı çok beğenmişler birbirlerini ele ele verip kaçmışlardır. Kız anaları bilmezde oğlan anaları bildiği için haberi en yaşlıya haber verende odur.Bu yıl konuşacak çok şey var desenize.Geçen yıl kaçanların kucağında beleri görünce kız ailesi torunu kucaklamanın sevinci ile af etmişlerdir çoktan Bizde töre cinayeti falan yoktur.Çok şükür kazasız geldik ve dönüyoruz.aynı coşku ile de geriye
Köyde kar daha kalkmadı ki damların başında güneşi görünce daha kışın uyuşukluğu çözülmeden bedenlerinden gevrek gevrek sohbet edenler hem ayazın , hem de karın yansıyan ışığından yanan yüzlerindeki gülümsemelerle.Bahara az kaldı diye seviniyorlar Güncel konuda Dilber halanın karnı gittikçe şişmiş ne yapsalar kadının ağrıları dinmiyor bir türlü.Bari çabuk iyileşse de Kırdağ da Hayretin öğretmeni evlendirseler. Çünkü duymuşlar ki başka köylerde okuyan kızlarda varmış. Hayaller kuruyorlar.Maalesef hangi ilacı denedilerse Dilber hala iyileşmedi bir türlü ve onu azda buldukları izle kasabaya doktora götürmeye karar verdiler.Gene öküz arabası koşuldu yatak serildi.Bizim evdeki bütün tuğlaları ısıtıldı ve annem ve yatağa özenle yerleştirdi .Öküzlere hooo dediler ve kamçıyı saldılar.
3 saat sonra öküz arabası ve üstünde de aynı yatak ve içindede Dilber hala yatarken geri geldiler. Meğer kasabaya çok az kalmış oda ruhunu teslim etmiş.Meğer börek yetmezliği.Doktorun zor bulunduğu yerde sanki diyaliz ünitelerimi var ki diyaliz ola.Yani 5o yıl geçti, aradan da değişen ne?.Hep batı kalkındırıp duruyorlar. İnsanlar hala aynı kaderi paylamıyor mu.?.
Sonucu bağlayalım O yıl bizim son yılımızdı Bir daha köye gitmedik.Kendi çiftliğimizi yapmaya başladık. Ve biz artık okullu olmuştuk.O köydekilere gelince çoğu çoktan öldü.Onların çocukları da baharda çalışmaya geldikleri yerlerde evlenip yerleştiler.Çoğu Bursa’ ya ve Nilüfer ilçesine yerleşmişler.Yeni yeni haberlerini aldık.Ya Kırdağ’da kaza geçirenlere ne mi oldu.Kıymet abla hala yaşıyor Bütün hastalıklarla tanıştı.kesilmedik yeri kalmadı. Belki çok merak edersiniz.Kızları Maviş abla ve Fadime’ye gelince .Fadime Hukukçu biri ile evlendi.Mavişin eşide Emniyette çok önemli bir mevkiye geldi. Bu iki kız kardeş onca yoksulluğun içinde büyüdüler , evlendikten sonra çocuklarını doktor .mühendis ve öğretmen olarak yetiştirdiler Ne yazık ki Mavişin alının da kalan kara leke gibi bahtı çok kötü oldu Mühendis olan 2 çocuğu trafik kazasında 1- 1.5 yıl önce öldüler ve 40 günlük bebeklerini büyütmekte şimdi zavallı kadın.Fadime ‘ ye ne mi oldu. O çok güzel kız , oda çocuklarını okuttu. Ve 2 ay daha yeni karnında sürpriz bir tümör sonucu yılbaşından önce kaybettik. Bende zaten bildiğiniz gibi yaşamaya ve sızlanmaya devam Hatırların sisli bulutları arasında soluklanmaya çalışıyorum.
Hikmet Metin Çavdar
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
3/3/2008 · Kategori: OYKU
******>******>******>******>******>******>
|
| |||||||||||||||||||||
|
|
|
|
|
|
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
3/3/2008 · Kategori: OYKU
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
3/3/2008 · Kategori: OYKU
Hikmet Çavdar
Coşku Dolu Sözler
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
3/3/2008 · Kategori: OYKU
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »





Ooo hanımlar kışı zor bahar ettiler,soldu gül benizleri içeride, Bütün gün kül dök soğukta dokunduğunda ellerin yapışan kapı tokmaklarını ve raflara dizdiğin sadece kızıl renklerinin parladığı ve içeri sanki grup vaktinin kızıllığını yansıtan ışığından başka, işe yaramayan bakır kapları külle parlatmaktan canları çıkmış.
Yemyeşil ormanı ile köydeyiz Her yaz sürünün otlatıldığı köy…Köyün en alt ucunda
Anneler ve babalar ile çocukları bir bütün olduğu zaman müthiş bir aile tablosu ortaya çıkar.Kız yada erkek fark etmemelidir. Ancak gelişim dönemine göre zaman zaman ilgi odağı yer değişebilse de hem anneye hem de babaya ilgi her zaman aynıdır.