3/3/2008 · Kategori: OYKU

 

Her zamanki gibi kış çok ağır geçti.Köylerin çoğunun yolları kapandı.

Karayolları mı var ki greyderi ola.Tek iz sabah evden evin damına çıkılan ayak izleri  yada köye dağdan kurt inmişse köyün köpekleri ile boğuşmuşsa onların kavga izleri yada kümesleri patlatmaya sansar yada tilki inmişse onların tavukları sürüklerken ki  kara  resim gibi düşen kanat izleri .Korkulan olmuş ve onların tanımlamalarıyla  kurt yani canavar köye inmişti ve koyunlara saldırmış ve çoğunu da  boğarak telef etmişti.Köyün köpekleriyle epey boğuşma olmuş ve çoğu yaralı  belli ki canavar sürü  halinde inmiş köye ve köpeklerinde boynunda hıştları yani sivrilmiş uclarla  işlenmiş köpeklerin boyun bağı yoktu ki köpeklerin  hepsini güreş yapar gibi nakavt etmişler.. Köylü koyunların melemelerinden anlamıştı canavarı da köpeklerin boğamadığını sopalarla nasıl kovacaklardı. Daha hatıralarından silinmemişti tezkereyi alıp köye dönen köyün en yakışıklı delikanlısı köy yolunda hem de kışın değil baharın başında canavarlarca nasıl parçalandığını.Kimin haddine ki sopa ile canavarla kapışalar.

 

                       Desene köy odasına muhabbet için toplanan tüm  köylünün ocak başında  palamut odunlarını ve tezeği ocağa atıp ocağı harlandırdıkça yaptıkları tek sohbet konusu  hep bu olacaktı. Radyo yok ki dinleyeler de ne var ne yok haberleri ola, yada daha köyden köye yollarda açılmadı ki . yakın köylerde ne olduğunu bileler.Kış bahara kadar.ya mahalli türküleri söylerler yada bizim olan gramofonu kura kura canını çıkarırdılar Zaten o yüzden Adoş halam ateş püskürüyordu onlara .Ama köyün  hepsine kadın ve erkek fark etmez hükmetmeyi sevdiği için göz yumardı da annemin canına okurdu  Ne hikmetse annem  gelin olduğu için olsa gerek hıncını ondan çıkarırırdı..Çünkü havalı halam, babamın sürü beslemesi yüzünden eve barka sahip olmak  için onlarla köyde kaldığı için annemi suçlardı evine çocuğuna sahip olsan da bende senin yüzünden buralarda sürünmesem kavgası oydu.İş falan yaptığından değil.Süslenir püslenir bol bol sesi çıkmayan nazen de kibar .güzel anneme  emir verirdi. Ve sadece gramofon çalar, köyün sert kışında tek eğlencelerini o yapardı Köylüye bayram gibi olurdu onun bulunduğu meclisler.Kasabada da aranan insandı. Tam bir tiyatrocuydu.Kadın erkek çocuk onlara bir sürü rol verdirir  sonrada oynatırdı..Uzun kış gecelerinde   halamın yokluğu anlaşılırdı.O yüzden çok öfkeliydi bir an önce bu köy hayatından kurtulması lazımdı..Bitli köylülerle uğraşacağına  kasabanın prensesi olmak daha yeğdi. Hem havalı hem titiz hem de şehir kızı halamın  köylülerle ne işi olurdu ki.. Bu kadar havalı halam  ne yaptı dersiniz acaba.?. Bir başka köyde karısı ölmüş  6 çocuklu köy muhtarına aşık oldu..Onca isteyenlere rağmen burnunun büyüklüğü yüzünden kimselerle evlenmemişti .Babamın onca baskısın rağmen ayağını diretti evleneceğim diye. Bu köylüden nefret eden halamın yaşı 25 olmuştu iyice evde kalmıştı.. kız kurusu mu  ne  acaba bilemem yoksa aşk mıydı onu halden hale düşüren Bütün ısrarlara rağmen evlendi Çünkü onun  yaşıtlarının  5.cı yada 6 ci çocukları yoldaydı..Nasılda inadına yanından geçerken şişmiş gebe karınlarını sıvazlayarak geçerlerdi ki  onun evde kaldığını hatırlatmak için. Köyde Anadolu’da zavallı kadınlar nasıl kocalarının gözüne gireceklerdi ki işte tavşan gibi habire her yıl çocuk doğurarak. Ne yazık ki bu havalı Adoş hiç karnını sıvazlayıp ta gezemedi. Hiç çocuğu olmadı .O zaman 6 çocuğu olan adamda suç değildi demek ki.Doktor ne arar ki  baktıralar. Bir tane kasabada var  , ama  onunda çocuğu yok ki.Kendi başını bağladı da hastaların ki mi kaldı misali Bu adamı ne çok sevdiyse bağrına taş bastı ve onun çocukları hep okutup sosyal yaşamda en güzel makamlara oturttu Bu koca aşkı yüzünden öğle çok hizmet etti ki eşine, bir öğünde .6 adet kaz yumurtasını tereyağına kırar, üstü nede bal döker adamı beslerdi.Acaba bilinç altı yenilgiyi kabul etmediği için midir, nedir adamı beslersem kuvveti yerine gelirde çocuğum olur diye mi düşündü ne .Şimdi ancak daha iyi anlıyorum ki kolesterol yüzünden  halamın tosun toramana çevirdiği sevgili kocası kalp krizinden öldü. Oysa  köyden nefret eden halam tüm ömrünü köyde geçirmişti ve artık eşi ile kasabada eskiden olan canlı olan renkli yaşamına dönmek istemişti .Ne yazık ki  felek bu sefer tam vurmuştu..Hem kendisi yaşlanmıştı hem  yaşam heyecanı kalmamıştı ve üstüne üstlük ,anne ve babayı kaybetmiş,devresinden herkesin okuyan çocuklarının yanına gitmiş olduğu bir ortama gelmişti.Üstelik kimseye hükmedeceği de kalmamıştı..Çoluk çocuk büyümüş dağılmış bir çevirmeye geri gelmişti :Çok da pişman oldu geldiğine de.Belki de evlenmesinde ki en büyük etkende sevginin yanı sıra .amcamın orman koruma memuru olara görev yaptığı Kürt köyünde ,dışarıdan gelenlere diğer köylerde de olduğu gibi çok önem veriliyor olması .,yada onu yere göğe sığdırmamaları da etken olabilirdi.Çünkü köylerde halen daha dışarıdan gelen farklı insanlara  özlem duyarlar .Halam bu  devirde yaşasaydı samimi ve dürüst bir politikacı olurdu ve adına baş koyduğu adamalarını da, davasının da ölümüne de olsa uğrunda savaşırdı.Bence o  gün aydınlıkta 2.ci güneş olacağına karanlıkta en parlak yıldız ol daha iyidir, diye düşünerek onlara Çoban yıldızı gibi yön oldu,yol ve ışık oldu.Bütün köylüyü tüm akrabalarla kaynaştırdı.Öğle oldu ki kimi görse zorla okula gönderdi ve tanıdık tanımadık herkesi ekmek sahibi yaptı.Onlarda Adoş (Adalet) hanım diye taptılar.Üstüne üstlük ne kadar güzel Kürt kızı varsa yeğenlerine aldı evlendirdi onları Ailemiz hep dost o köy ya da diğer köylerle. En çok endişelendiğim noktada şu; bir etnik çatışma yaratıldı ya hangimiz hangi güzel dünyalara bedel yeğenimiz nasıl paylaşacağız yarısı senin ,yarsı benim mi diyeceğiz. Aman Allahım n e korkunç oyunlar oynanıyor böyle..Aklımızı başımıza toplamamız lazım bence.Mübarek sanırsın barış elçisi yada misyoner. İşte o bu en parlak yıldız olmayı becerdi....Hani bir söz vardır Anadolu’da

 

 

                                 Tamah ettiler mala,

                                 Mal gitti melal gitti.

                                  LAL  kaldı başa bela.

 

 Misali .Halam mala mülke değil de  aşkının kurbanı oldu  ,adamı çok sevdi. Belki aşka kurban olmak diye tanımlamak  bu devirde hükmü geçmeyen bir deyim olabilir.,.Aşk için kurban olmak nerede kaldı ,aşk mı var bu devirde de anlasınlar  okuyanlar.Sevmenin gönüllü bedelini ödemek, sadakat çok kutsal kelimeler bunlar nostaljik galiba.. Ne biçim aşk ise ölmeden vasiyet etti beni eşimin ailesinin olduğu yere gömün ve soyadımın  yanında onunda adı olsun kızlık soyadımı istemiyorum yazmayın.Ve biz onun vasiyetini yerine getirdik yan yana yatıyorlar. Bir mezar taşına kocasının kendinin ve onurla taşıdığı soyadı yazılı.

              Gene Anadolu’da bir atasözü vardır.Anasının bahtı kızının tahtı misali.Benim kaderimde anne değil de halama benzedi.Onu çok eleştirirdim onun yaşlanmış benim genç kızlık dönemimde.Yoksa haddine mi düşmüş laf edesin epey havası sönmüştü.Köyde 6 çocuğa hizmetkar oldun üstelik kocanda öldü diye (Bu bir ömrünü adadığı ve adam ettiği   üvey çocukları da halam ölünce  gece geldiler  , ertesi gün definden sonra bir gün bile kalmadılar.Zaten geceden hesaplarını yaptılar.Evdeki eşyaları ,kimin eli ekmeğe yetmişse teşekkür için almışlar ya tüm hediyeleri paylaştılar, eski olanları bıraktılar.sandığı da boşaltıp  bir günün içinde çekip gittiler  Evin anahtarı üstünde kaldı .Kim girer , yada kim girmez bile demediler.Bari bir sürü  fakir vardı izin verselerdi de onlara verseydik.Bizlerde onurlu insanlarız Kapı açık kaldı bizde baktık.Bir zamanlar ipek örtülerle süslediği ve hep ışıl ışıl parlattığı pirinç karyolasını ve  yatağını kocası yok diye yatmayan ve süslü hali ile uzaktan seyreden ama her günde havalandıran halam sedirin bir köşesinde kedi gibi kıvrılıp yatan halam ,bir görseydi ki üstünde ki antika denecek kadar değerli örtüleri alındıktan sonra boş yatakta kediler yatıyor şimdi.Uzun gecelerde 14 numara gaz lambasının ışığın da manilerle türkülerle mahallenin kızları ile işledikleri kanaviçe perdeleri.pencerede kaldı.Ayıp olur diye onları da sökmediler. Oysa o işlen geçlerin tek bir parçasını şimdi çerçeveletip pano diye duvarlara asıyorlar.Yavru uçmuş ıssız kalmış otağı misali..her şey boş işte.

           Senede bir gün anneler gününde annemim ve onun mezarını ziyarete giderim o uzun bitmeyen yol heyecandan çabuk biter ve sarılırım o soğuk mezar taşlarına ağlarım ağlarım hem annemin hem Adoş’un.Mezarlıkta  herkes erkenden gelip gittiği için ben ve küçük yeğenimle bütün gün orada günü akşam eder.hem bu çok küçüklere geçmişimizi anlatırım hem de madem ki inancımıza göre cumaları onarın izin günüymüş oradalar beraber gülüp beraber ağlayıp tekrar öbür seneye kadar vedalaşırım ve beni siz çok dileyin ki geleyim diye de sıkı sıkı tembih ederim .1o yıldır hep çağırırlar beni ,bende koşarak giderim işte sende bir gün sadece bir gün özlemlerin ,bin yıllık hasretlerin kavuşmasının heyecanını yaşarım .Bakalım sonsuz birliktelik  içine kadar zaman kaldı.

Adoş’un evi zaten çevirmenin  tam ortasındadır..Evine giderim ve artık kilide de gerek kalmamış kapılar geri dayalı Bende ‘HUUUUU ADOŞŞŞŞ nerdesin derim.Hala kapısının önündeki akasya ağacıda inadına açmaktadır ıhlamur ağacı gibi.Ihlamur ağacına çıkarım ve ağlarım için için Hala dallarına astığı çalılar durur ki beslediği güvercinler tünesinler diye.Onlar hiç terk etmemişler ne çalıyı nede yuvalarını .Kim bilir kaçıncı dölleridir onların.uçurttukları yavruları Akasya ağacında bir türkü tutturdum onun türküsü    

                      Makaram sarı bağlar

                      Kız söyler gelin ağlar

                      Niye ben ölmüş müyüm

                     Asyam karalar bağlar .

diye.bunu çok sık söylerdi köyde daha çok varda bu kalmış çocuk aklımda işte. Şahit olsun güvercinler .ıhlamur ve akasya dalları burada da zamanında çok güzel hayat vardı diye. Şimdi yazarken de hıçkırarak ağladığım o güzel insanlara ve artık hiçbir maddi değerle satın alamayacağım günlere.Evet bizden büyük herkes öldü.İnsanın, paylaşımın ve sevginin olmadığı yerde hayat yoktur.Yaşam ölmüştür.Tek şahit akasya ve ıhlamur ağaçları ve hala inadına açan  yediveren gülleri.Ben den başka deli kız ,deli dolu ,deli fişek ilkokul öğretmenimin ve babamın tanımladığı isim koyduğu  yaşlı da olsa gene deli biri bulunmaz dallarla konuşan ,ben ailenin son örneği de gittikten sonra kimler ağlar yada hayat izlerini arar bilemem .Gurbet pişirdi içimiz bulgur aşı gibi ,kavurdu kızgın  saçdaki çedene gibi ah gurbet(Benimde Salım Alınırsa Omuzlar Üstüne SONRAda bu dallarda deli dolu fişek teyzem yada halam oturudu 50 yaşında bile diyen olur mu?)

Şu yüce dağları duman kaplamış

Yinemi gurbette kara haber var

,Seher vakti bu yerde kimler ağlamış

Çimenler üstünde gözyaşları var.

Gönlümüz damlanır böyle günlerde

Önüme çektiler bir siyah perde,

Yar senin aşkınla tutuldum derde ,

Yinemi gurbette kara haber var.

 

 

 

              Evde bel vermiş çökmek üzere çünkü 1965 de ölen  dedemin malları daha bölünmediği için kimse de onarmıyor ki kim bilir kime yada 2.ci kuşak hangi toruna kalacak diye.Çünkü hala birlik ve beraberliği devam ettirmek istediği için malları da böldürmedi ve tüm 5 kardeşlerde öldüler üstelik bizi bir yana bırakın bizden daha büyük olanlardan da ölenler oldu Tüm miras ortada  kimsede anlaşmıyor ve deste deste de gül destelenen , ıhlamur ve akasya ağaçlarının süslediği çevirmede evler yıkık göçük  bahçeye de otlasın diye kasabalı hayvanlarını emniyetli yer diye bırakıyor..Hatta halam hastaydı Ankara’ya getirdik ertesi sabah öldü aynı günde cenazeyi taaa nerelere kar kış demeden götürdük yoldaki atlattığımız kazada cabası üstelik. Gelirken takıları da  yanındaydı hepsini teker tekerde  teslim ettik de dürüst olarak ama onlar hatıra olsun diye tek bir yüzüğünü dahi vermediler.  Daha sonrada gayri menkulleri   böldüler ,mezarını yapmakta bize düştü.)Halama sitem ettiğimde .Derdi ki eşekten düşmeyen düşenin halini anlamaz.,vardan yoğa düşmeyen de yoksulun halini  bilmez ölümü tatmayan acıyı bilmez misali. Sevdayı bilmeyen aşığın derdini anlamaz. Başınıza gelirse anlarsınız gibi felsefi konuştu..Saf saf bu gene ne diyor diye için için gülerken. ne varsa hepsi başıma geldi Kaderlerimiz çakıştı .Yaşanmış olan zorlu evlilikleri görünce kaderimi değiştirmek için çok mücadele ettim üniversiteyi bitirmek yetmedi 2 ayrı kariyer yaptım ve 37 yaşına kadar evlenmedim Yaşıtlarımın  torunları olmuştu.Ben kendimi evde kalmış diye düşünmek şöyle dursun evlenmeyi hiç düşünmedim .Derken.yılllar sonra bir gün bir gece genel bir  toplantıda  toplu masa başı sohbetinde  o güne kadar hiç mi hiç birbirimizi sevmediğimizi  bildiğimiz  ve hep terslediğimiz gerek sosyal gerekse siyasi olarak aramızda uçurumlar bulunan ve hiçbir ortak konumuz dahi olmayan bir arkadaşım bile demeyeceğim biri ile karşı karşıya oturmak kısmet oldu.O günlerde çok farklı sıkıntılar yaşıyordum..O sohbet öğle koyulaştı ki o söyledi ben dinledim ama benim ona anlatacak hiçbir şeyimde yoktu Aslında vardı ama ona ne anlatabilirdim ki..Fakat öğle b ir an oldu ki en az 200 kişinin olduğu ortamda sanki bir o birde ben vardık.Hiç konuşmayan sohbeti sevmeyen o  adam ne çok konuştu O yaşına kadar sanki ağzı mühürlüymüş de tekrar  kapatacaklarmış ta her şeyi anlatması gerekiyormuş gibi vır vır aman ne çok konuştu.. O gece bana eşlik eden  iki çok güvendiğim ve sevdiğim arkadaşım alkolün dozunu kaçırdıkları için doğrusu onlara güvenmedim ve mümkün olduğunca onlardan uzaklaştım.Artık ayrılma saati gelince de onun beni eve bırakmasını ben rica ettim.Biz insanlar hep ön yargılıyız.tanımadan peşin hüküm veriyoruz.Oysa hep kinlendiğim o insan ne çok mükemmelmiş de haberim yokmuş.Hep derlerdi ama, bir insana bir ad ve grup adı verdik mi  o  etiketi bir daha kaldırmayız.Tanımadan düşman oluruz Öğle olmasaydı kamplara bölünür müydük.Birbirimiz kırar mıydık düşman olur muyduk. İşte ne olduysa ondan sonra oldu ve . 2 çocuklu dul bir biri ile gönüllerimiz kaydı. Nişan atmışları beğenmezken nereden nereye... Onun sıkıntılı hayatını dinlerken üzüntülerini paylaşırken…derdinin dinleyerek dermanı olurken…Bana aşık oldu . Ve ben daha evlenme teklifini bile almadan, evet yada hayır deme fırsatım olmadan,kendimi evlenmiş olarak buldum Sevdim mi yoksa acılarımı beni duygusal olduğum için etkiledi anlayamadım.Sevmek ekmeği tuza batırıp ta yemek dibi lezzetli ve  hem ekmek bizde çok kutsaldır.Ermenilerle bir  arada yaşamak zorunda olduğumuzda o bizi daha fırınlarda yakmadıklarından önce ekmeğin üzerine tuz döküp karşılıklı olarak verirlermiş. Dostluk adına hem kabul ettiler hem de 7 yiğidi de hasırların arasında bulup bıyıkları bile terlememiş yavruları kılıçtan geçirdiler. Neyiyse bunu geçelim de nereye dokunsam kan fışkırıyor kan                             .        Evet bende evlendim kutsal , onun yaralarını sarmak için.yalnızlığını paylaşmak için .Çocukları çok çok seven ben adlarını bile koymuştum Sitare dağının  ilk doğan güneşi yüzüme vururken.UFUK,TAN ,DOĞAN, GÜNEŞ ile SİTARE. Adlarını daha okula yeni başlamıştım duvarlara yazardım Eski hamamın bir bölümünde  ekmek pişirmek için tandır damı yapmışlardı Sürekli ateş yandığı için duvarları hep is olmuştu ve okul öncesi  tüm mahallenin çocukları o isli duvarlarda okumayı sökerdik Sadece okuma yazma mı… hemşire okulunda okuyanlar dikenlerle iğne yapmanın provasını yaparlardı kollarımızda da gıkımız çıkmazdı..Bende işte bu isli duvarlara  yazardım..Yağmur yüklü bulut gibi dolup da bir gün bereket yağmurları gibi yağacağımın hayallerini kurduğum yuvamda neler neler yapacaktım nelerde neler. Onların hayali ile yaşadım ,hayatta her şeyi tam yerine oturtayım ki köşe taşları gibi  onlar benim gibi sıkıntı çekmesinler diye. Ne yazık kı eşimin 2 çocuğu olduğu için benim ona olan tutkumu kullanarak onun geçmişindeki acılarına ortak olup sanki onun aynısını yaşıyormuş duygusuna kapılmamın bedeli ağır oldu.Çocuk yapmamı istemedi.Hep ona kul köle olmamı hissettirdi ,sevgimi başka bir şeyle paylaşmak istemediğini söyledi durdu ve de ben çocuk yapmaktan vazgeçip .ömrümü ona adadım .İşte.50 yıl önce doktor yoktu suçlu kadın olurdu ,adam 3 kez evlenir gene çocuk olmazdı da zaten yaşları geçtiği için o 3 kuma ile yaşamaya da alıştıkları için kimsenin sesi çıkmazdı .Çıksa da ona kucak açan birimi vardı ki geri döne .Gül yüzlü babadan, maymun suratlı koca daha iyidir diye büyütüldüğünden 3 kadın bir erkek  mutlu yaşarlardı. Ama işin cilvesi çocuğu olmayanlara ben derman olurken, ben bana ilaç olamadım. Her ne kadar benim yanından geçerken gebe şişirilmiş karınlarını ovarak geçenler olmasa da bazen birinin çocuğunu, eli bir yana bırakın ,yakın akrabamda oldu bu ,alıp ta kucağım da sevsem hemen elimden aldıkları bile olurdu Kısır dölsüz kadın nazar verecek çocuğumuza diye .İşte ben o zaman ölüyorum yaşarken ölmek.bu olsa gerek. Hala toplumumuz cahil.Çoğu şeyleri aşamamışlar çocuk sahibi olmak var olmak demek.Desene ben çoktan yoktum ve de var olmak benim hakkım değil demek ki.İşin ilginç yanı bedenim yetmiyor gibi beynime de hükmetmeye beni yok etmeye çalışan beni çok sevdiğini söyleyen ,ömür boyu mutlaka beraber olmak zorunda olduğum eşim.Bizde gelinlikle  girdiğin evden ancak kefenle çıkarsın kuralı vardır.Bir kadın bir evliliği sonuna kadar yürütemezse çok ayıptır ve ben annem ve halam gibi tamamlamak zorundayım. Ötesi yok çünkü ben kuvvetliyim.Becermeyeceğim şey yoktur.Halamın üveylerinin ölünce yaptıklarını maalesef ben daha yaşarken yaşıyorum Benim tarafım kızınca da beni aptallıkla suçlarlarken hemen halamın sözleri aklıma geliyor. Başınıza geçmesini istemem ama.hele siz bir eşekten düşmeyi,,aşık olmayı öğrenin, gelin beni daha iyi anlarsınız diye.Biz tekrar köy odasına  ve köy maceralarına dönelim tekrar.

 

                        Evet bir vurduk bin ah işittik misali nerde kalmıştık dostlar İşte köy odasında köyün halkı kadın erkek bir arada oturup sohbetin alasını yaparlardı.Geri kalmış dediğimiz o zamanda belki böyle bolluk bereket yoktu,cicili bicili şeyler yoktu ama  şimdiki gibi haremlik ve selamlık olmadan herkes eşinin yanındaydı..O zaman namus namus değil miydi .???:Herkes aile yapısına çok önem verirdi  Saklamakla kimse kimseye  hükmedemez..Evet Burhan Hafız Sayılmaz ve onun gibi sanatçıların eski taş plaklarını dinler hele de halay havaları olunca bir oynarlardı ki sormayın.İstersen dünyanın yokluğunu çeksinler gönülleri şendir.İşte o gün bugündür. İş yaparken işi oyun gibi algıladığım için hiç yorulma ben.İş yapsam da daha da dinlenirim.

                      İşte 1 gün evvel köye hem sansar ,tilki hem de canavar inmişti ve epey de telef vardı.Köylüde büyük pişmanlık vardı sorma gitsin.Vah vah vah keşkem tavukları biz kesip yeseydik , tavuk etinin suyuna da kesme aşıda pek iyi olurdu,boşuna tahta kaşığı tatsız tasa daldırmamış olurduk. Yada şu nalet kurt koyunu parçalamış ama ölmeden bari tezden haberimiz olaydı da mırdar   olmadan yaralı bıraksaydı da kesseydik  çocuklara yedirseydik Bizim ufaklık pek çelimsiz. hem gelin gene gebe ve  çok zayıf ayakta durmaya mecali yok  onun için iyi olurdu . Heh heh diye de keyifli keyifli kahkaha savurdu , sigaradan sararmış bıyıklarını gururla bükerek  Seyit dadaş.En uzun bıyığı olan en yiğit demekti.Oda köyün gözü kara yiğitlerindendi Beni çok severdi ve armut yemek istiyorum diye başımı kemirirdi.Benim de çok hoşuma giderdi. O ısırdıkça kafam tatlı tatlı kaşınırdı masaj gibi gelirdi başıma.Sevilmekte çok güzeldi.. Birde  çoğu düşmüş ama geriye  sağlam diye  kalanların yarısı çürük ,yarısı da sapsarı ,tırmığın dökülmüş dişleri gibi görünen dişlek dişleri de olmasa.Karıncalar  Seyit emi uykudayken düşmüş çenesi ile açık kalan ağzını görseler yok mu bütün kış bahara kadar olan eksik yiyeceklerini toplarlardı dişlerindeki yemek artıklarından.  .7.de yolda emisiiii  bakalım hangi tosunu kucağıma alacağım diye.sevinirdi garibim.Sen kaçıncıda kaldın kucağına çocuk sidiği deymeyeli epey oldu demi.diye de yüzü çilli Hüseyin emiye laf atardı..Gelin kısırlaştı mı ne. Diye yakınırlardı. Hep kısırlık söz konusu olunca gelin suçlanır erkeklerin adı bile geçmezdi.Ez babam ez harmandaki arpa yulaf gibi hasat et .

                     Bu kış gününde yoların açılması için yani tüm köylünün toplu yürüyüşe geçmesi lazım ki yaşam izi ola.Zaten kaç kişi  var ki toplu yaşasalar bile.  Dağınık halde  ya çok yüksekte yada dağın en çukurunda yerleşmişler. Yerleşim yerlerinin dağınık olmasının   nedeni de  sürülerinin otlak yerlerine yakın olması ve bu çıplak dağlarda nerede bir avuç yeşil görseler paylaşmak için. hayvanları otlatmak içindir tüm çabaları çünkü kendilerinin var olması için sarıkızın sarı öküzün, hattat karagözüm diye sevdiği koyunlarının olması gereklidir.Onu öğle keyfi kesip yitemezler ancak hastalanması yada bir kaza gelmesi lazım ki başına yiyeler. Ama abu sefer hastalanan  ve sarı kız ne sarı inek yada  koyun yada kuzu.değildi.Bu zalim kışta yolların kaplı olduğu herkesin mahzur kaldığı köyde Dilber hala köyün çocukken ,genç kızken yada gelin iken hala yaşlı nine olmasına rağmen akıllanmayan deli kızı Dilber hala hastalandı.ne deli kadındı ki öğle dur durak bilmez ,ölçü bilmez aklına geleni yapmazsa ölürdü. Çok mu hoşuma gitmişti ki ,zaman zaman onun bazı huylarını kişiliğimin bir parçası haline getirmişim.Zaten kişiliğimin şekillendiği 0-7 yaş arası hep köylerde geçtiği için ne varsa hepsi yaşadığım  yerlerdeki kişilerden almışım.İyi ki oralarda büyümüşüm çünkü gerçek insan olmayı  böylece öğrendim.

 

                    Yazın ki panayıra daha zaman var .Zaman gelse de  hayırlıysa şu Dilber hala oğlu Hayretini evlendirse .Köyün ilk öğretmeni ilk okuyanı olmuştu Mutlaka panayırda diğer köylerden de kızlar gelir ve elbet beğeneceği birini buluruz hesapları yapılıyordu... Amam Dilber hala çok hasta.Renk beniz kalmamış sürekli kusuyor.. karnı şişti ve tuvalete gidemiyor bir türlü  Evde onu ısıtacak bir şey de yok Bizim evden bir tuğla getirdik. Kasabada evimizin  bitişiğinde çok eski hamam vardı.Annem onlardan çok sökmüştü.Sobanın üstünde ısıtırdı ve üşümeyelim diye yatağımıza koyardı. Bir tanede onlara götürdüm

                . .Bizim orada bir dağ var o bölgenin en yüksek dağı ve üzerinde bir ziyaret diye adlandırdıkları bir mezar vardı..Onun kutsal bir kişi  olduğuna inanırlardı. Her yıl temmuz ayında tüm kasaba ve ona bağlı ne kadar köy varsa bunu kendileri için kutsal bir görev bilirlerdi.İşini gücünü ayarlar ve mutlaka  o zaman boş olmak üzere  ayarlardı.Özel kıyafetler dikilirdi. Hepsi rengarenk ve güneşte ışıl ışıl olurdu ve 1 km den ışıltıları gelirdi gelenlerin .Hepsinin olmasa da bazı köylerde kadınlar üç etek denen bir yerli milli kıyafet giyinirlerdi.Başlarına kofik denen hani şu sünnetler de çocukların başına taktıkları kepleri ki üzeri pullarla ve sahte altınlarla süslenmişti. Saçlarını kır örük örerlerdi.,saçı az olanda yün ipliklerle destek verirlerdi.Tüm örgülerin üzeri bin bir çeşit boncuklarla örülürdü.o kadar güzel dururlardı ki ağzınız açıkta kalırdı O zaman  kasabalılar onları görünce görgüsüz derlerdi.Ama  bu şehirde kullanılınca nedense moda olur.Bırakın çocukları mankenler bile saçlarını 50 yıl sonra öğle ördürüyorlar Bu kofiğin üzerine de her puşu yada vala denen cum pullu  şeffaf örtüler örterlerdi. Zaten kağıt arası yazmalarla yüzlerini ıslatıp ta boyayıp renklendirmişlerdir...Hepsinin ağzında mutlaka bir altın diş bulunurdu Gülünce parlardı .Bir zenginlik ifadesiydi Durumu iyi olmayanlara beyaz bir madenden diş kaplattırırlardı hatta köyün zenginleri  bütün dişlerini altınla kaplatırlardı .Sanırsın gece lambaları ışıldıyor ağızları..Köylü kadınlar gömleklerine renk renk düğme dikerlerdi.Gene köylülük sayılan bu kıyafetleri en değme modacılar kullanıyorlar şimdi.Kızların gelinlerin kıyafetleri dikildi.ise zaten mesele yoktur.Çünkü ulaşım çok zordu Öğle durup dururken ziyaret diye bir şey yoktu.Öküz arabasıyla da kadınları özel durum yani ziyaretlerde götürürlerdi.Zaten erkeklerin atları olduğu için ,istedikleri gibi iletişimi sağlarlardı.İşte bu panayır çok çok önemliydi Çünkü yıllık hasret giderilecektir.Köylerde ne olmuş ne olmamış yıllık dedikoduların anlatılacağı , bir toplantıydı aynı zamanda.Öğle ya köyün kızları kaçmışlardı acaba ne oldular buda ayrı merak konusuydu.

                  İşte muhtarlar köylere haber salarlar geliyoruz diye.Evlerde toprağa gömülü olan tüm tereyağı  peynir ne varsa hep çıkarılır.Kadınları  hem heyecan  ,hem de yorgunluk öldürürdü.Ama bu yorgunluk mutluluk verirdi onlara. Bütün kadınlar  saçlarının ve ellerinin kınalarını çoktan yakmışlar o eller ki sanki nakış nakış kanaviçe gibi işlenmiştir. .Yöresel yiyecek ne varsa hepsi hazırlanmıştır.Ketelerden resmen damla damla tereyağı damlar.En makbulü de bol yağlı olmasıydı.O keteleri yiyen olsa şimdi çoktan ölmüşlerdi bile yerler ama çok da çalışırlardı da.En güzel  çarşaflarla yorganlar katlanır..Özellikle nalbant öküzlerin ve atların nallarını yenilerler. Çünkü  o kadar yüksek ve taşlı dağa çıkmak kolay mı.sanıyorsunuz.Akşam öküz arabalarının üzerine yataklar serildi.Çocuklar uyumaları için yatırılırdılar .Çünkü dağa çıkana kadar sabah olacaktır. Köy abraları yola koyulunca en önde köyün en yaşlı ve deneyimli olanı ,onur yolcusu olarak  en öne arabası konur.Atlara deh denir,öküz   arabalarına da hooo  hooo diye yola koyulurlar.Öğle ya tam zamanında dağın zirvesinde olmak gerekiyor. Gece yolculuğunda öğle lamba falan yok ,ay ışığının altında yavaş yavaş yol alınırdı.En öndeki yaşlı amcanın köyün en güzel sesli olanıdır.Bir asılır ki türkülere  en değme sanatçı onunla yarışamaz. Yol uzar sanki zaman yüzyıl olur misali.türküler türküler ve belini kırarlardı. türkülerin. Öğle ya atlar öküzler  yoruldu sürenlerde yoruldu Çocuklarda uykularını almışlardır şimdi GAVUR YAYLASI’ında mola vereceklerdi.Kır dağ’a  çıkan herkesin mola verdikleri tek geniş düz yerdir..Oraya varmak için çok heyecanlanır sürücüler.Hangi köy erken gitmişse ortada çok büyük ateş yakarlar .her taraf ışıl ışıldır.Sonra ucun uncun tüm köyler konvoy halinde gelirler.Her köy kendi grubunu toplar öküzler sökülür otları konur doyurulmak için. ve çocuklar uyandırılırlar..Sonra bir velvele düşer millete.Hangi köyden kim geldi diye ,başlarlar akrabalarını arkadaşlarını aramaya .oooo davullar zurnalar çalınır gelenleri erken gelenler düğün alayı gibi karşılarlar. Yiyenler , içenler, oynayanlar, halay çekenler çılgınca eğelenirler ve kendi köylüsünü arayanlar yani başka köye gelin gidenler daha yeni göreceği için ailesini heyecandan kalbi durur sanki. ailesini. görünce. Yada geçen panayırda aşık olanlar varsa bir yıl sonra ancak görüşeceklerdir.Bu fasılda bittikten sonra tekrar öküz arabaları koşulur atlara deh .öküzlere de hooooo diye kamçılar vurulur ve yola koyulurlar.

                     Az gittik uz gittik derken gök ile yerin sanki birleştiği yer olan TEK ARMUDUN tepesine varılır.burada ay tam tepede güneşten bile aydınlık gibi koca bir baklava sini sanki i tependedir.Uzan ve yakala. Ömrüm geceleri dolunayı,yağmur sonrası da gökkuşağını yakalamak düşü ile geçti.Hala yakalayamadım ama onlar hep dünyamda benimle yaşamımı yönlendirmektedir.Evet tek armudun tepesinden sonra Kırdağ’a varmak için az yol kalmıştır ve şafakla birlikte işte tepedesin o bir türlü zamanı geçiripte varmak istediğin dağın tepesi.Kabe ye gitmek bile bu kadar heyecan vermezdi onlara.. .Vay be köy köy her gelen çadırlarını kurmuşlar yada öküz arabalarının ön kısmını kaldırıp örtü örtüp çadıra benzetmişler bile. Sonrada gelenleri davul zurna ile karşılarlar sanki koyun ile kuzular.tavuklarla civcivler yada bin yıllık hasretler kavuşuyor çığlık çığlıktır bu dağın başı., mahşere benzer.

         Bir aksilik oldu bizim konvoyda.Öküz arabasını süren Ali Paşa  dadaş 2 yıldır köylülerini görememişti Çünkü bizimle beraber başka köyde kalıyordu.Davul zurnada onun köylülerinindi. .Karısı Kıymet abla ile  Ali Paşa dadaşı görünce öğle davulu ve zurnayı konuşturdular ki Ali dayı öküz arabasında olduğunu unuttu ve öküzleri başı boş bıraktı ve sanki  çocuk annesine koşuyor, arabada olduğunu unuttu,  kendini atıverdi arabadan.Şans buya hepimiz çoluk çocuk arabada yataklardayız .Çünkü sabahın soğuğu var daha .Öküzler davuldan ürktüler ve kocaman taşa tekerler denk geldi ve araba ters döndü.Allahtan yataklarla yerer düştük.Ve  arabanın tekeri geçti  üzerimizden ,ama kırılan bir yerimiz olmasa da kafalarımız yarıldı Kıymet ablanın ve.Ali paşa dadaşın kızları  Maviş ablanın ile en küçüğü Fadime’sinin kafalarından daha çok kan akıyordu.Ey vah diyen koşturanlar  sanırsın savaş alanı bağıran çağıran.öküzler bu seferde iyice ürktü ve  arabayı sürükledi, durdurdular.Ortalık ana baba günü.Köylü belki uzun zamandır bu kadar heyecan yaşamamıştı.Hemen  bir etekten

 parça koparıp  ateşte yaktılar ve külü ile siyah parçalarını kanayan yaralarımıza bastılar. İşin tuhafın Mavişin Kıymet ablanın büyük kızının   alnındaki yaraya nasıl yapıştıysa o siyah  parça bir ömür boyudur oradan çıkmadı ve özel yapılmış gibi hatıra olarak duruyor.                                Kıymet abla kendi köylerinin en akıllısı kadın ,Ali paşa dayı yı elinde oynatırdı.Ali dayının babası askerlik yaparken i Ali Paşa yı tanımış ve oğluna da bu ismi vermiş.İki zıt yapılı insan ,Kadın cin gibi adam saf mı saf. Kıymet abla arabayı devirdiği için beddua üstüne beddua ediyor kocasına.

Seni kuduz yılanlar soksun

Atlarının kuyruğunda parçalamasın.

Gergilerde kalasın,

                                                    Kamçı ile boyunu ölçüp mezar kazdırayım

diye en ağır lafları söyledi ve durdu. Aradan zaman geçti herkes havasını buldu.Bütün oğlan anaları köylerden gelen tüm kızları araştırdılar Bekarları işaret koyar gibi damgalayıp oğlanlara el atında gösterdiler.

 Millet öğle kaynaştı ki birbirine sohbetin tadı geldi. Kesilen kuzular oynayan halay çekenler. Yani aklına gelecek ne varsa eğlence tarzında hepsi var.O ateşi hiç unutmayalım. Hıdrellez yada Nevruz ateşi gibi.Bütün gün sönmeden yakıldı.

         Alış verişler  yapıldı Çünkü köye belirli zamanda gelen çerçi inadına 2 aydır köylere uğramamış ki eksikler artsında malımın hepsini satayım diye.Ne varsa kapışıldı. Hele de en az iki ay bozulmadan çiğnen kök sakızını hiç unutmayalım.kavanos kavanos tükendi.Yakın Gürcü köylerinde at,eşek ,yada katır sırtında da gelen meyveler çoktan talan edildi. Vallahi o zaman kadar millet hiç meyve yemezdi ,yeşilliği bilmezdi Çünkü beslenme alışkanlıkları hayvansal ağırlıktaydı.Hamile kadınlara gün doğmuştu. Ekşi elma yada erik of  canları ne çok çekerdi de bulamazlardı Artık tüm köylerde ne arasan var şimdi.

                 Şimdi dönerler , yemeler içmeler bitti Sıra eğlenmeye topluca halay çekmeye geldi.Bütün kızlar gelinler karışık olarak sıraya dizilirler. Bütün hepsinin bem beyaz örtülü yada cumpullu yaşmakları burunlarındadır. Karşıda da oğlanlar sıraya dizilmişler kızları kesmekteler. Davul vurdukça ritmik olarak o kadar çok zıplarlar ki kırk örük saçları, üç etek fistanları  ve kırk düğme ile işlenmiş gömleklerin altındaki memeleri hop hop sankı hayava fırlayacaklar sanırsın.. Bunu gören tüm bekar erkekler önceden analarının beğendiği kimse bir işaretle onun yanına çaktırmadan halaya katılır .Bu sefer önce tüm hepsi halayı bitirdikten sonra gelinler ve kocaları sıradan çekilirler. Bu sefer buruna kadar çekili yaşmaklar sıra ile önce dudak üstüne ardından da çene altına indirilir oyun uzadıktan sonra yaşmaklar çözülür geri atılır tülbentlerin uçları, ak beyaz gerdanlar dökülür ortaya Gün yüzü görmemiş beyaz bedenler saçılır ortaya çünkü sıcaktan  düğmelerde çözülmüştür..Önce halay çekilirken eller omuzlardır ,oyun uzadıkça bu sefer eller tutuşur. Sadece parmaklarla hani rutin oyun bildiğiniz.belli  oynayanlar işte.Birbirlerini çok beğenmişler ki artık eller iyice yapışı birbirine .ardından ne mi olur;sık bar dediğimizleler bele sarılı olarak oynan Oytun oynanır.Oyna babam oyna.Daha hızlarını almadan gün nasıl akşam oldu farkına varmazlar.Artık bu bir günlük ama bir yılın sohbet konusu olacak olan toplantı bitmiştir Bir yıl beklemek çok zor olacak ama şimdiden söz verdiler seneye tekrar gelmek üzere.Noter senedi zannedersin.

                           Evet çadırlar sökülür.öküz arabaları koşulur.yataklar tekrar serilir. Çocuklar bindirilir.Sıra uğurlanma faslına gelinir. Köy köy vedalaşma olurda bir terslik vardır ortada son anda .Çoğu köyün kızları ve bekar erkekleri yoktur .kaybolan kızların ailelerine ve onların köylerine bir ateş düştü sanırsınız.Kızlar nerde diye. Sonra en yaşlı kişiye görev düşer ki aramayın onarlı çok beğenmişler birbirlerini ele ele verip kaçmışlardır. Kız anaları bilmezde oğlan anaları bildiği için haberi  en yaşlıya haber verende odur.Bu yıl konuşacak çok şey var desenize.Geçen yıl kaçanların kucağında beleri görünce kız ailesi torunu kucaklamanın sevinci ile af etmişlerdir çoktan Bizde töre cinayeti falan yoktur.Çok şükür kazasız geldik ve dönüyoruz.aynı coşku ile de geriye

             Köyde  kar daha kalkmadı ki damların başında güneşi görünce daha kışın uyuşukluğu çözülmeden bedenlerinden gevrek gevrek sohbet edenler hem ayazın , hem de karın yansıyan ışığından yanan yüzlerindeki gülümsemelerle.Bahara az kaldı diye seviniyorlar Güncel konuda Dilber halanın karnı gittikçe şişmiş ne yapsalar kadının ağrıları dinmiyor bir türlü.Bari çabuk iyileşse de Kırdağ  da Hayretin öğretmeni evlendirseler. Çünkü duymuşlar ki başka köylerde okuyan kızlarda varmış. Hayaller kuruyorlar.Maalesef hangi ilacı denedilerse Dilber hala iyileşmedi  bir türlü ve onu azda buldukları  izle kasabaya doktora götürmeye karar verdiler.Gene öküz arabası koşuldu yatak serildi.Bizim evdeki bütün tuğlaları ısıtıldı ve annem ve yatağa  özenle yerleştirdi .Öküzlere hooo dediler  ve kamçıyı saldılar. 

 

                      3 saat sonra öküz arabası ve üstünde de aynı yatak ve içindede Dilber hala yatarken geri geldiler. Meğer kasabaya çok az kalmış oda ruhunu teslim etmiş.Meğer börek yetmezliği.Doktorun zor bulunduğu yerde sanki diyaliz ünitelerimi var ki diyaliz ola.Yani 5o yıl geçti, aradan da değişen ne?.Hep  batı kalkındırıp duruyorlar. İnsanlar hala aynı kaderi paylamıyor mu.?.

                             Sonucu bağlayalım O yıl bizim  son yılımızdı Bir daha köye gitmedik.Kendi çiftliğimizi yapmaya başladık. Ve biz artık okullu olmuştuk.O köydekilere gelince çoğu çoktan öldü.Onların çocukları da baharda çalışmaya geldikleri yerlerde evlenip yerleştiler.Çoğu Bursa’ ya ve Nilüfer ilçesine yerleşmişler.Yeni yeni haberlerini aldık.Ya Kırdağ’da kaza geçirenlere ne mi oldu.Kıymet abla hala yaşıyor Bütün hastalıklarla tanıştı.kesilmedik yeri kalmadı. Belki çok merak edersiniz.Kızları Maviş  abla ve Fadime’ye gelince .Fadime Hukukçu biri ile evlendi.Mavişin eşide Emniyette çok önemli bir mevkiye geldi. Bu iki kız kardeş onca yoksulluğun içinde büyüdüler , evlendikten sonra çocuklarını doktor .mühendis ve öğretmen olarak yetiştirdiler Ne yazık ki Mavişin alının da kalan kara leke gibi bahtı çok kötü oldu Mühendis olan 2 çocuğu trafik kazasında 1- 1.5  yıl önce öldüler ve 40 günlük bebeklerini büyütmekte şimdi zavallı kadın.Fadime ‘ ye ne mi oldu. O çok güzel kız , oda çocuklarını okuttu. Ve 2 ay daha yeni  karnında sürpriz bir tümör sonucu yılbaşından önce kaybettik. Bende zaten bildiğiniz gibi yaşamaya ve sızlanmaya devam Hatırların sisli bulutları arasında soluklanmaya çalışıyorum.

 

Hikmet Metin Çavdar

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

3/3/2008 · Kategori: OYKU

HİKAYE: SÜRMELİ İNEK VE OYA YAZMALI ANNEM [Hikmet Metin Çavdar]
Tarih: 21.02.2008 Saat: 00:00 Yayınlayan: DuslerinEfendisi
Hikmet Metin Çavdar  

DEMBEDEM gönderdi: "

Evet ne alaka, anne ve inek. Azıcık düşünün. Bizim sürmeli ineğin uzun narin bir beden ve uzun bacakları var. Tüyleri pırıl pırıl hiç kaşağı kullanmanıza gerek yok. Sanki ipek gibi taranmış Tanrı, gözlerinin çevresini simsiyah boyamış sürmeli ve parlak boynuzlar vermiş .Anneminki gibi uzun ve net çizgili bir yüz.. Annem işi bitince çok süslenirdi, ipek elbiseler, dikişli ipek çoraplar jartiyerler ve taa Erzurum’dan özel getirtilen kuaförler ondüle saç için.Şimdiki paçöz kadınlara ne demeli?..

Bakın çevrenize insanların besledikleri ve yanlarından ayırmadıkları hayvanları hep kendilerine benzerler.Hatta kuaföre götürür kendi saçları gibi kestirir şekil verirler. Ama siz hayvancılık yapıyorsanız böyle seçim hakkıınz yoktur Ancak çok sevdiğiniz birine benzetirseniz kafanızda işte o hayvandan kopamazsınız ulaşamadığınız kimse olarak onu seversiniz.Ben bizim sürmeli ineği tıpkı anneme benzetirdim.Hep aynı annem hep evde şarkı söylerdi Karadır kaşların ferman yazdırır bu aşk beni diyar diyar gezdirir diye Bu türküyü ahıra gittiğimizde de söylerdi.İnanın hayvanların hepsi hem otlarını yerler hemde sanki nakaratını okur gibi mızlanırlardı. Şimdi 45-50 yıl geçti aradan hayvanlara müzik çalıyorlar sakinleşsin diye ,hayvanlar oldum olası bilirlerdide insanlar hala bir türkü bilmiyorlar. Anneme hiç sarılamazdık bizi öptüğünüde çok hatırlamıyorum babam gibi. Geleneklerimizde büyüklerin yanında çocuk sevilmezi o yüzden hep hasretiz birine candan sarılmaya.Yar diye sarılsanda birine ihanetini görünce taş olsaydı kolları sarmasaydı beni demek geliyor içinden.7-8 çocuk 15 işci 4-5 çoban ve onların aileleri ve koca çiftliğin işi Hanım ağa annemin bize ayıracak zamanı nerden bulacaktı.. Benim gibi kardeşlerimde çok sevmişti sürmeli ineği Ben hergün gider onu severdim Sanki annem sürmeli inekti benim. Evet gene karlı bir kış ,buz tutmuş her taraf.Evlerde henüz kömür olayı yok odunu olan yakar yoksa tezek, kerme yakarsınız.Kuzunede nerenizi ısıtırsanız öbür yanınız buz tutar. O akşam bizim gebe olan sürmeli kız hastalanmış annem telaşlı ne yapmalı gecenin bir vakti.Elektrik ne gezer.Büyük bakır leğeninin içine tezeklerin korunu doldurduk ahıra götürmek için.Kandile yağ koyduk sönmesin diyede elimi dalda ediyorum.Ahıra gittik çık yok ,tarda tavuklar.tavandaki monte edilen çalılarda beslediğimiz güvercinler,küçük bölmede kazlar ve ördeklerle tavuklar içeri küçük ahırda buzağılar .Büyük ahırda ise büyük başlar soğuktan buz kesmişler ve çıt yok. Tek ses var sürmekli kızın iniltisi. Resmen ağlıyor.Annemde ağlamaya başladı .Büyük bir isli çırayı yakıp duvara soktu ve tezek korunu, külünüde ahırın ortasına koyduk ortam ısınsın diye fayda etmedi.Yanan çıra ile yelpaze yapar gibi alttan ısıttık karnı ısınsın diye. O güzelim tüyleri hep yandı .Fayda yok sürmeli hasta doktor varmı ki veteriner ola ,yok oğlu yok.Ahırın havası ısınınca bütün mevcut ne varsa hepsi hareketlenmeye başladı. Horoz ötüyor buzağı süt istiyor.Tavuklar gıdaklıyor kazlar avazı çıktığı kadar bağırıyor.Aman sürmelinin sesi hiç kesilmedi, annem onunla konuşuyor oda cevap veriyor bende yüzünü öpüp okşuyorum Siz hiç ağlayan inek gördünüz mü ?.Biz o gece hep ağladık .Sürmelinin göz yaşını dudaklarımla sildim Ben niye 45 yıl sonra ağlıyorum sürmeli ile şimdi.Baktık olacak gibi değil.Baş yaşlı işçiyi Sefer emiye haber saldık, o belki yardım eder diye.O gelince sevindik sürmeli iyi olacak diye.O büyük ustalıkla kollarını sıvada ‘ne var bunda dedi ben hallederim dedi. Annem sürmelinin kuyruğunu yana çevirdi, benim boyum kısa zaten ineği sevmekle meşgulüm onun yorumuna göre gaz varmış eli ile anal kazıntı yapacak hayvan kakasını yapınca gaz gececek diye.O işini yaparken o dahada ağlıyordu .Büyük bir kanama oldu hayvandan meğer yanlış yere sokmuş elini Birazdan koca buzağıyı düşürdü Sürmeli kız.

Aradan 4 ay geçti. sürüyü Damlıca yada Yasemen dağlarına sürmeden ,kendi çiftliğimize götürür oradaki SARIKAYA DAĞlarında otlatırdık. Sarıkaya dağları paralel sıralandığı için çoruhun aktığı yerde bir bağırsan yankılanır sana geri gelir. İnsan hayatıda böyledir ne derseniz yada yaparsanız size dağlar gibi geri yankı yapar.O gün de her biri benim kolum kadar pilleri olan Grundıg radyomuz vardı,sonuna kadar açmışlar öğle yankı yapıyor ki .Saniye Can. Muazez Türüng’lerin ve Nezahat Bayram’ların şatafatlı dönemleri..Belliki bir şeyler oluyor eve girenler çıkanlarçok telaşlı..İzmir’den özel getirdiğimiz mİdilli at arabası ve mahallenin yaşlı köy ebesi .İçim çok kötü oldu ama henüz aklım almıyor Sonra annemin avazı çıktığı kadar bağırdığını duydum( annem narin zarif annem sen 10 yıl oldu öleli .Dünde babamın ölüm günüydü fırsat bulmuşken yazıya ara verip bir güzel ağlayayım) Annem 5 düşük 8 doğum yapınca son gebeliği sonlandırmak istemiş. Bizim baba hindinin teleği ile kendine olmadık şeyler yapmış .Sürmeli inek gibi kanama var ve annem ölmek üzere , köy ebesininde yapacağı yok.Annem gidiyor annem, ipek elbiseli sırma saçlı oya yazmalı hep kokulu gezen annem ölüyor işte.Nerede şu sürmeli inek ona koşupta sarılayım ama sürü dağdan daha inmedi ki.Annemin yanına da sokan yok ki.Allahtan Dr Hamdi bey Erzurum’dan dönmüş ve Hızır gibi yetişti de annem kasabaya götürüldü .Annem kurtuldu. Bebeği mi merak ettiniz. O da inadına düşmedi. Şimdi 45 yaşına gidiyor hala bebek, benimde 7 yaşından beri sornluluğunu aldığım sanki çocuğum. Eh insan yada hayvan hepsi işte kara kaderi paylaşıyor .Bu benin yaşamımdan kesittit Abartı yok eksiklik var …



"

 

© Bu eserin her türlü yasal sorumluluğu ve telif hakkı, Hikmet Metin Çavdar veya yasal temsilcisine aittir. Hak sahipliği ve yayımı ile ilgili tartışmalar göndericisini bağlar ve sorumlu kılar. Bu nedenle Şiir Evreni sorumlu tutulamaz. Hak sahibinin isteği veya itiraz halinde yayımına son verilir.


Edebiyat Sitelerinde Özel Arama Yap; [Geçerli Siteler: www.siirevreni.com, www.antoloji.com, tr.wikipedia.com, www.tiyatroevi.com, siir.gen.tr, www.dusle.com, www.izedebiyat.com].
 

 
İlgili Bağlantılar
Şiir Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 8


Lütfen bu şiiri puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler
Başlangıç
Yorumlar yazarı için bağlayıcıdır. İçeriklerinden Şiir Evreni sorumlu tutulamaz.
Şiir sayfalarının kişisel problemlere alet edilmesinin hoş karşılanmayacağı bilinmelidir.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Re: SÜRMELİ İNEK VE OYA YAZMALI ANNEM (Puan: 1)
Yayınlayan: uyuyan-melek Tarih: 21.02.2008 Saat: 00:22
(
Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
"O da inadına düşmedi. Şimdi 45 yaşına gidiyor hala bebek, benimde 7 yaşından beri sornluluğunu aldığım sanki çocuğum. Eh insan yada hayvan hepsi işte kara kaderi paylaşıyor .Bu benin yaşamımdan kesittit Abartı yok eksiklik var …"

merhaba , severek okudum yazdiklarinizi ...Oyle dogal ve icten yazmissiniz ki ...Sizi selamlamak , hosgeldiniz demek istedim ve anneleri , babalari ,bizimle olanlari ve olmayanlari, surmeli inegi,o inadina hayata sarilan bebegi sevgiyle aniyorum...:)

hoscakalin







Re: SÜRMELİ İNEK VE OYA YAZMALI ANNEM (Puan: 1)
Yayınlayan:
GURKAL (gurkalgencay@mynet.com) Tarih: 21.02.2008 Saat: 00:48
(
Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder) http://www.antoloji.com/gurkal_gencay
*
( ey ölüm sen ne güzelsin )

Göklerde ekin biçenlerin hasat türküsünün adıdır bu...
Bense, bir kentin yağmur yemiş ışıklı caddelerinde söyledim bu türküyü her akşam.../
''ne güzelsin ölüm''

Ne güzelsin anne...
Ve içimin ılıman kuytuluğu!.. / Ne güz.........



Bu gece yalnızca "anneli" yazıları okuyacağım!..
Karın boşluğumdaki acıdan yumrudan da kurtulabilirsem yatıp zıbaracağım...

Keyfim kaçtı...



Re: SÜRMELİ İNEK VE OYA YAZMALI ANNEM (Puan: 1)
Yayınlayan: momo Tarih: 21.02.2008 Saat: 01:41
(
Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder) http://www.özgürce.com
Sürmeliiim, alacaaam, sarıkızııım...Böyle adlarını uzata uzata seslenerek severlerdi, severdik. Bu yazıyla, Gaban'ın yamacından Çoruh'a aktım sayenizde..
Nenem gelir aklıma..İneğini sevdiği gibi severdi bizi. Sevgiyi böyle öğrenmiştik sahi..
Ben de bu ay, iki yıl öncesinde, nenemi kaybettiğim gündeyim. Acısı da hep ilk gün gibi.
Ölüm kalana zor..
...
Ölümün soğuk yüzüymüş,
Yok nenem yok..
Ölümün yüzü çok sıcaktı
Tüm benliğimi, ciğerimi yaktı
(can)

Çok içten ve derin manalı bir anlatım. Emeğinize sağlık.
Sevgilerimle.



Re: SÜRMELİ İNEK VE OYA YAZMALI ANNEM (Puan: 1)
Yayınlayan:
matruska (papilon2007@hotmail.com) Tarih: 21.02.2008 Saat: 03:35
(
Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Ne kadar içten bir yazı, benim hiç olmasa da severdim nerde görsem o sürmelileri...

Çok güzeldi, tebrikler


    Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

    3/3/2008 · Kategori: OYKU

    Hikmet Çavdar
    Hikmet Çavdar

    İkindi çayları ve Bizim Kızlar

    Ooo hanımlar kışı zor bahar ettiler,soldu gül benizleri içeride, Bütün gün kül dök soğukta dokunduğunda ellerin yapışan kapı tokmaklarını ve raflara dizdiğin sadece kızıl renklerinin parladığı ve içeri sanki grup vaktinin kızıllığını yansıtan ışığından başka, işe yaramayan bakır kapları külle parlatmaktan canları çıkmış.

    Hiç birşeye yaramayan kızıl kalaysız bakır kaplar. illede ışıl ışıl olacaklar.Ya her biri 30 cm i bulan yer döşemesi tahtalarına ne demeli ki.?.Mutlaka limon renginde olacaklar. Bu arada kapı önünde bulunan eşik de mutlakla sabahın ilk saatinde onca soğuk ve buza rağmen tel tahta ile fırçalanacak.Malum bizim oralarda kız beğenmeye sabahın erken saatinde gelirler.İlk bakınan yer ana giriş kapısı , evdeki yer döşemeleri.Canım, eviniz eğer bahçeli ise avluyada açılıyorsa öğle yağma yok döşenen taşların her birinide cilalanmış gibi parlatacaksınız.Ev de yandık gelen misafirin ilk işi koltukların alt kısımlarındaki tozlara bakmak dahası örgünün ipini sedir mi yada karyoladamı ne varsa altına yuvarlatıp temiz mi, diye kontrol etmek. Zor iş kocaya varmak yada beğenilmek.İşte kışın içeride oldukları için limon gibi benizlerle bir güneşin ucu görünsün.
    de soğuk mu sıcak mı demeden kafesten kaçan kuş gibi dışarı çıkarlar.Bunlar unutulan Anadolu’nun unutuldu sanılan ama dimdik kalede gibi ayakta çelik gibi duran güzel insanları kadınları .Savaşta barışta yiğit yetiştiren yürekli anaları.
    İşte bu kadınlar kadın olmayı, yar ,yaren,dost eş ve anne olmayı bildikleri gibi kendileriyde barışıktırlar.Bir süslenirler Baharın çiçek açan dalları bile onları kıskanır.O güzeli vadinin lale sümbüllü dağları bile iç geçirir onlara.Binbir hüner dökülür yemeğinden, el işinden ,ince işine kadar.Yedi parça kloş organize etekleri ,dikişli ipek çorapları yüksek ökçe kalem topuk iskarpinleri.ince tül oyalı yazmaları ayda bir özel taa Erzurum’dan getirilen özel kuaförün yaptığı bukle bukle lüle lüle saçlarıyla peri masallarını süsleyen dünya güzeli kadınlar kızlar.Doğu deyip geçmeyin Çilli kızıl yada sarı saçlı mavi gözlü yeşil gözlü biblo gibi kızlarımız ve kadın olmayı bilen kadınlarımız .Yüzlerinde ince dantel tülleri başlarında fotör şapkaları yanaklarda zilifleri ,binbir renkli boneleriyle sanki güzellik yarışmasına katılan manken gibi yanağında beni olan olmayanda fiske gibi konduran. gerdanı benli kadınlar.Bizim kasabanın kadınları.Bir salınır gezer sanırsın sülündür süzülüyor, kuğudur ince boyunlarıyla yüzüyor. Endamlı yürüyüşü ile sek sek oynar gibi cilve yapan kadınlarımız.Halay çekerek AK Güvercin gibi kanat çırpan ŞehŞamili oynarken de savaşan savaşçı kadınlarımız..

    Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa
    Askerin milletin bayrağınla hür yaşa

    bu türkü illede yedi dövele meydan okuyan erkek kadınlar. İşte bu kadınlar bahar gelsin, helede Hıdırellez bir gelsin onları kimse içeride tutamaz Çoruh’un bir kolu bizim kasabadan geçer ve genelde herkesin bahcesi mutlaka vardır.O bahceler ki her renk güllerle donatılır Ihlamur ağaçları ,akasyalar beyazından lilasına kadar.Artık bir türkü tutturursun gönlünce :
    Yarim ile biz bize
    otururuz gözgöze
    sevişiriz gizlice
    akasyalar açarken ..

    Sanırsın ki cennettesin .Hele de peteksiz ev yoktur, arılar için özel yetiştirilen çiçekler .Bu ne zevk ve sefa düşkünlüğü böyle ağaçların altı , yonca ve goringel (yabani yonca)ile yeşertilir hem yeşil hem çiçek her taraf..Kadınlarıda binbir renkli gül sanırsın.Hep kalenin yanı başında o koca kanal aktı bütün vadi yemyeşildi.Herkes mutlaka ikindi çayına konu komşu toplanır da giderdi .Özel semaverler yakılır.Mutlak patatesler haşlanır.Keteler çörekler ne varsa yöresel, helede çeçil peynirle, tandır ekmeği.Tuzlu ay çekirdeği.kabak çekirdeği ve de çetene kavrulur.Limonsuz çay olmaz çünkü tuzlu yiyip kaç semaver deviriler kimbilir. İp atlamalar top oynamalar halay çekmeler derken gün akşam olur.Çedene dedimde türküsüde vardır .Kızlar hem kanevice işler hemde;

    Çıt çıt cedene de
    Sar bedeni bedene
    Dünya dolu yar olsa da
    alacağım bir tane.


    İşte bizim kadınlarımız eğlecenye düşkündürler.Tarlada orak sallasada ,bahçede çapa yapsada, ahırda inek sağıp gübre döksede, o iştir ama eve gelince de tam kadındır.Çedene denince aklıma geldi.Kuytu yerlerde bahçelerde pey yaygındır. Yer elması bitkisi ile beraber büyür.Onların buğdaya benzer tohumları olur.toplarız kurutur saçda yada fırında kavururuz.KIŞ ÖĞLE GEÇER. Ancak ben bu yaşadığım yerde eğlenmek gibisinden bahçe düzenledim. Memleketimde ne varsa onu buraya taşıdım.Doğduğum yerin havasını solumak için..Kimse iş bitimi yada yazın eve tıkayamaz ,elimde çapamla tüm tatilimi toprakla uğraşarak geçiririm. Çıplak ayaklarımla toprağa dokunmak annemle sohbet gibidir Hele de öfkem varsa kimden çıkaracaksın vur çapayı toprağın bağrına .Sen cilga ile kazma kürek çapa ile bağrını yırttığın toprak hiç kızmaz ;sana inat sana aş verir meyve verir.Binbir renkte çiçek verir.İkiçapa bir su yerine geçer misali öfkende hıncında toprakta çiçek açmıştır.Boşuna mı demiş AŞIK VEYSEL;Benim sadık yarim kara topraktır diye.İşte memleketime gitiğimde cedenenin fidelerini bahar olduğu için görünce çok sevinip fidelerini taaaa buraya kadar getirdim ve diktim.Artık evimizin bahçesi yaşadığım yerdeydi Özenle büyüttüğüm cedeneleri eşime gösterdim.Süpriz yapmak için .Görünce sevinmeyi bırak dudakları uçukladı ve;aman aman aman çabuk yol sök de at jandarma basar burayı diye.BU YAŞTA BİRDE HAPİSTE Mİ YATACAĞIZ. Ben inanın hiç bir şey anlamamıştım. Ne diyor diye, Onlar bizim oraların doğal bitki florası Meğer hint keneviriymiş.
    Aradan yıllar geçti ve ben anlata anlata bitiremediğim memleketime götürdüm onu ;
    Bizim kasabada eskiden 1970 öncesi çok farklı bir yaşam vardı .Ne oldu ise ondan sonra her şey değişti .Annemin aile resimlerini gösterdiğimde eşime hayret dedi başkent fotomodelleri gibi diye beğendi.Ama onu bizim oraya sevinerek yıllar sonra götürdüğümde oooooo .offff.vayyyyy eser kalmamış, eski halinde. Hani şarkı var ya eser kalmamış eski halinden ateşe benzer küle dönmüşsün.Herkes değişmiş sarıklı,cüppeli,kuşaklı olmuş nerde eski memleketim nerde eski milletim eser kalmamış ne yerinden ne de insanlarından.


    Köye vardım varmaz olaydım.
    Köyüm eski köyüm değil.
    Bu hallerde görmeyeydim.
    Köyüm eski köyüm değil.
    Söyle söyle neler oldu sana böyle.

    Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

    3/3/2008 · Kategori: OYKU

    Hikmet Çavdar
    Coşku Dolu Sözler

     

    Yemyeşil ormanı ile köydeyiz Her yaz sürünün otlatıldığı köy…Köyün en alt ucunda
    2 katlı çok şirin bir evimiz vardı. Önünde ağıl denen örtme, kocaman bahçesi .Evin içinde 40 metre kare kadar büyük bir oda 3 tarafta da tahtadan yapılan boylu boyunca sedirler ve halı yastıkları ile süslenmişti...


    Şimdi nostaljik diye herkesin soluklandığı bir oda, Anadolu odası duvarda Bardız kilimi ki dokuyanlar doğanın rengi ile yüreklerindeki sevdayı da katarak dokumuşlar , 14 numara aynalı gaz lambası ne süslümü süslü üzerlik .Yerlere de annemlerin halk eğitim kursunda öğrendikleri ; kendilerinin koyundan kırkıp sonra yıkayıp, teşide eğirip yün iplik yapıp sonra kök boyası ve soğan kabuğu ile boyadıkları yün ipliklerle ördükleri halılarla süslüydü. Dış antre vs. Hepimiz bu büyük odada yatardık. .Babam zaten evde olmazdı .Genelde kasabada yada başka yere sürü toplamak için giderdi.5 tane küçük kardeştik..Diğer ikisi de sonradan oldu.Ben 6 yaşında,küçüğümde 4 yaşındaydı. Her ikindi vakti annem sedirlerin üzerine yatakları boylu boyunca serer ve bizi pencerelerin önüne oturttururdu.Annemin çok renkli dünyası vardı. Nevresimleri çok süslü dikerdi,benim yorganım siyah sarı geometrik şekilli ve çok güzeldi.Annem karnımız doyurur sonra iş elbiselerini giyinir.kovaları alır ağıla inerdi. Bu arada canı uyumak isteyen yada yayla havası soğuk olduğundan , üşüyen olursa hemen yatar uyurdu.Evin alt katında da sürüye bakan işçiler otururdu. Balkonun hemen altında aşağı katın çatısı gelirdi. Çatı o zaman kimsede yok ki.Örtme ve her yağmur yağışında da aktığından killi toprak döker lom taşı ile üzerinden geçerlerdi.O kadar çok toprak döşenmiş ki evin tavanı bel vermiş.Evin penceresi yoktu.Merak mı ettiniz ?...Evin penceresi tavanda küçük bir cam ile kaplanmış delikti. Oradan sadece güneş içeri girer aydınlatırdı.Köyde zaten kimse evde oturmadığı için ev aydınlanmış yada karanlıkmış kimde farkında bile değildi, çünkü örnek alacak başka evde yoktu çoğunluğu böyleydi. Sadece bizim ev iki katlı dört yani pencereydi.ve durumu çok iyi olan belli sayıdaki evlerin normal pencereleri vardı.Tepedeki küçük pencere ile biz çocuklar olarak iletişimimizi sağlardık .O yüzden camın varlığı sıkıntı yarattığı için camı gizlice kırardık .Kim bilir köye ne zaman çerçi gelecekte cam ısmarlanacak da ölme eşeğim ölme misali hep kırık kalırdı...Babam bize ne alırsa yada kasabadan büyükbabamlar ne gönderseler biz onlardan ayrı yemek istemezdik,Pencereden aşağı atardık.Örtmenin bitişiğinde küçük bir dam vardı içinde ,süt makinesi kurulu dururdu.Akşam yada sabah köyde sağılan tüm sütler o dama getirilirdi.Her kadının bir tane çok düzgün olmasa budanmış cam ağacından kenç vurduğu (işaret –ölçü) çubukları vardı.Herkes sağdığı sütü kenç ile işaretler ve ödünç verirdi. O ay böylece kimin sırasıysa onun kışlık süt ve mamulleri hazırlanırdı.Bütün kadınlar sütleri makinede çekerlerken kimisi türkü söyler kimisi halay çekerdi.Çünkü yetişkin olmasına rağmen hala bekar olan halamın kocaman hoparlörü olan gramofonu ve bir sandıkta taş plakları vardı ,onun sesini de köye yayarlardı :Böylece herkes çalınan müziği dinlerdi.Yani öğle neşeli iş yapılırdı ki kimse yorgunluğunu bile hatırlamazdı Sadece halamın kolu ağrırdı gramofonu kurmaktan.

    Köylü kadınlar sabahleyin sürüyü törenle uğurlarlardı. Koyunlar ve inekler gittikten sonra kuzular ve buzağılarda ayrı yerde otlatılırdı.Bütün gün annelerinden ayrı kalan yavrular akşamı zor beklerlerdi.Akşamın gün batımında çoban sürüyü köye indirmeye başlayınca herkeste bir telaş başlardı.Köyün üst başından sürü köye girerdi.En aşağıdaki yavrular sanki saat kurulmuş gibi annelerinin dönecekleri saati beklerlerdi.Bir meleme başlardı ki mahşeri andırırdı..Bu koyunla kuzunun inek ile dananın kavuşma zamanıdır ki hiçbir tablo bunu çizemez,nede seslendirebilir.O nasıl özlem , o nasıl hasret böyle, sanki 40 yıldır annesini arayan çocuğun yada çocuğunu arayan annenin kavuşmasındaki hem sevinç hem de gözyaşı gibi onlarda öğle bir tablo oluştururlar .O kadar çok sayıdaki koyun ve yavru nasıl oluyor da çabuk annelerini buluyorlar.Muhteşem bir tablo. Koyunla kuzunun buluşması.İnekleri ve koyunları sağmak için yavrularını önce serbest bırakırlar hani memelerini emdirirler ki süt sağma kıvamına gelsin ve anneler bütün sütlerini bıraksınlar diye...sağım başlayınca yavruların ağızlarına süt değmiş sütün tadını ve annenin kokusunu alan yavru durur mu hiç.Onu yardımcı işçi zor zapt eder .Kendini resmen parçalar.Tabii ki sağıcı eğer merhametliyse yavrulara süt bırakır ,yoksa sütün hepsini sağarda yavruya bırakmazsa yavru çok öfkelenir ve öğle kızar ki memeyi emerken hırçınlıkla da paramparça eder.Bu ayrılış çığlıkları sabahleyin de ayrı olur.Akşamın buluşmasının sevinci sabahleyin de ayrılık saati her ikisi de .Her ayrılık ve buluşma her canlıda aynı havayı yaratır.sadece koyun ve kuzu mu böyle Her Akşam saati ilk okulların çıkış saatinde okulların önünde beklediniz mi? tıpkı masum kuzular cığıl cığıl olurlar.Eve bir gidişleri vardır ki analarına kavuşma. ve açlıklarını doyurmaya koşuyorlar şen çocuklar.Ama kuşları unutmayalım. Akşam ikindi saati gün batımında gök de serenat yapan kuşlara ne demeli ki.Aşağıda şen çocukların çığlık çığlığa sevinç sesleri ve onlara eşlik eden kuşların gökyüzündeki dinmez heyecanı…

    Gelin bizde eşlik edelim onların sevinç çığlıklarına gülmeyi unutmayalım.Şu afyonlarla eroinlerle beyni uyuşturulmuş dünyanın, içini para şan şöhret kaplamış insanları gibi kirletmeyelim ruhumuzu.Düşünün ki kurtlarla kuzular bile bir arada yayılabiliyorsa insanlar da her ne kadar düşman olsalar bile dost kalmasını bilmelidirler.Kendini medeni sanan şehir kokanalarının köylü diyerek yadırgadıkları insanların hayatları hala kendini koruyor. İçten ve samimi kalalım, kalalım ki
    Bizde onlar gibi insani, kalbi duygularımızı kaybetmeyelim.
    Unutmayın güneş ışığını fark edebilenler için güneştir.

    Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

    3/3/2008 · Kategori: OYKU

    Hikmet Çavdar
    Hikmet Çavdar

    Babam ve Ben

    Anneler ve babalar ile çocukları bir bütün olduğu zaman müthiş bir aile tablosu ortaya çıkar.Kız yada erkek fark etmemelidir. Ancak gelişim dönemine göre zaman zaman ilgi odağı yer değişebilse de hem anneye hem de babaya ilgi her zaman aynıdır.

    Ancak gelenekler yada aile yapısına bağlı olarak bu ilgi belirli yaştan sonra bıçak gibi kesiliyor.Çocukken ilgi odağı çok yönlü olduğu için o zaman baba özlemini hissetmesen de yaş ilerleyince burnunda tüter yanarsın için için. baba diye diye,Oysa hep seni güzel kızı diye sever sen onun gözbebeğisindir. Annenle bile babanı paylaşmazsın..babana hayransındır Büyümeye başlasan bile hediye yada harçlık alma alışkanlığın olmadığı için bir çıkar düşünmezsin hiç ,baban gene aynı babandır.. Büyümeye başlayınca onunda baskısı başlayınca hep nefret etsende gene çok seversin babanı.Seni çocukken evde olmasına rağmen unutmuştur ama baskısından onun varlığından haberdarsın hep..Zaman öğle çabuk geçer ki büyümeye başladığında bir gün ansızın bütün ailenin yükü sırtına bindirilmiş olarak yapayalnız bırakılmış olsan bile onu seversin. Seni hep büyümüş ve güçlü hissederler.



    Kızlar hep babalarına benzeyen erkekleri eş olarak tercih etmek isterler.Çünkü korunma ve sarıp sarmalama içgüdüsü vardır. .Ne yazık ki öğle hiç denk gelmiyor .Sen ondan beklerken sevgiyi olgun tavırları , eşin senden bekler hep ona anne olmanı.Keşke eksikliğini hissettiğimiz sevgiyi verebilmeyi yada alabilmeyi becerebilsek olmaz mı?.Ben bu konunun uzmanı falan değilim ama içimden geçenleri yazıyorum.Bakın çocuk yaştaki kızların ilegal ilişkilerinde yada’ Gençlik aşklarında ‘diyelim hep olgun yaştaki erkeklerle beraberlikler vardır.Uyanık ve bilinçli olunmazsa çok kişinin hayatı kararır.



    Baba özlemi şefkat ve korunma içgüdüsü.hep ana faktördür.Mutlaka istisnaları da vardır.Eğer baba iyi bir motif olmayı becerebilmişse tabiî ki. Öğle anlar olur ki nefesinin tükendiğini hissettiğin anda omuzuna başını koyup ta ağlamak istersin babanın. Yada hep güç sembolüdür gözün önünde ya onun ellerine sarılmak istersin ,kaybolmak istersin sevgi dolu kollarında.Hep anlatmak istersin bütün derdini ve tasanı. .Benim hiç böyle şansım olmadı.Tam onun benim varlığımı hatırlamasının zamanı gelmişti ki o 76 yaşında öldü gitti.Çünkü artık çok hasta idi ve bütün sınırları kaldırmıştı.İşte o anda anladım ki güçlü babamdan eser kalmamış.Dilediği bir evlat olmuştum ama onu kaybetmiştim.Yaklaşıp da ilk kez elini tutmuştum ve de çorapları yoktu ayağında çıplak ayaklarını görebildim. Ne yumuşak elleri vardı hiç çizgi yoktu ve tombul tombuldu.Ayaklarının parmakları ve şeklide meğer tıpkı benim ki gibiymiş Öldükten sonra teneşirde yıkanırken de meğer ben babamın küçük şekliymişim Tam onun küçültülmüş hali.Minyatürüymüşüm. Huyumda öğle tam fırtına zır deli uçarı işte ne dersen hepsi var..Ben hala hasretim babamın hala bilemediğim baba kokusuna. Ne diye hasret kıyamete kaldı ki .Keşke bir sorsaydı hiç sıkıntın derdin var mı diye .Sorsa bile bir soru cevap olarak ta evet hayır diye cevap verirdik.Cümleler kuramazdık ki.Oysa babama çok ihtiyacım var , nerde bulsam ki onu.Ne onun beni, nede benim onu görmem mümkün.Bin bir pişmanlıkla geçip de gitti uzun yıllar. Artık ben onun yaşını yakalamama az kaldı. Herkes benden sevgi hoşgörü ve yakınlık beklerken ben kimden ne bekleyeceğim.İşte bizlerin yanıldığımız nokta şu ki.büyüyünce artık sevgiye ihtiyacımızın olmadığını sanırız Hiç de öğle değil sevgi her yaşta aranan tek şeydir.tek gıdadır.ne para ne mücevher hiçi bir şey sevginin yerini tutamaz. Sevmek çok zor şey değil. Niye sevmiyoruz ki birbirimizi.Keşke sık sık babacım yanına gelip de boynuna sarılabilseydim,Duygu ve düşüncemi ve hatta belli ölçüde bile olsa özel dünyamı ah babacım seninle paylaşabilseydim.Yada anne yada baba keşke arkadaş olmayı bilebilseydiniz.bir kerecik bile olsa…



    O öfkeli kızgın halinde bile sana gülmek istemiş olmama rağmen korkudan hep kaçmışımdır senden Oysa ben kendi öfkeli anında bile sınırımı asla aşmadım ve saygımı eksik etmedim.Hayatımın en zor anında bile senin beni aramanı bekledim, ama hayatta sadece tek bir kere evet sadece sadece bir kere aramıştın Sevinçten ağlamıştım beni babam aradı diye .Gurbetteydim kimim yok kimsem yoktu bu yaban ellerinde.yapayalnızdım ve hala yıllar geçti gene yalnızım .Eşin bile olsa paylaşamaz senin iç dünyanı.Kimse kimsenin yalnızlığını paylaşmıyor Alışmalısın kendi yağınla kavrulmaya Yaşamın özü bu.Bunu kavrarsan ayak da kalırsın yoksa sıcak suda ki sabun gibi erirde gidersin.Evet nerede kalmıştık 15 dakika için de tekrar aradın ki o zamanın değerine göre veremeyeceğim para istemiştin inşaatın için keşke hayır demeseydim.Ne varsa vermiştim de keşke hayır demeyip onu da verseydim ama mümkün değildi ki .Bende kendi evimin planı çizmiştim ve mütahidin parayı alıp kaçması yüzünden gurbette kendi evimi kendim yapıyordum, bunu bilemeden kısa süre öldün sen babacım.Sana en güzel hediyeleri alırdım hep krallar gibi giydirirdim seni .Senin için çok endişeleniyordum o kadar çok ilaç alıyordum ki öleceksin diye ödüm kopuyordu.Korkmak işe yaramadı işte.Seni çok özleyeceğim ve arayacağım,senin yokluğunu şimdi daha iyi anlıyorum.



    SONUÇTa sevgili hanımefendiler genç hanımlar babanıza gidin ve sıkıca sarılın ve öpün sevgiyle.unutmayın gün gelir el oğlu sizi terk ederde babanız siz arayıp sormasa da mutlaka onun yüreğinde hala çocuk olarak varsınızdır.

    Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

    « Önceki :: Sonraki »

    Site Rehberi PR 0
    Edebiyat defteri [tag]object width=425 height=355[/tag][tag]param name=movie value=http://www.youtube.com/v/s3-UBCe54U4[/tag][tag]/param[/tag][tag]param name=wmode value=transparent[/tag][tag]/param[/tag][tag]embed src=http://www.youtube.com/v/s3-UBCe54U4 type=application/x-shockwave-flash wmode=transparent width=425 height=355[/tag][tag]/embed[/tag][tag]/object[/tag]
    radyo rinle